BAŞKANDAN

Millet Olmak

Mehmet Akif Ersoy Safahat’ta şöyle der “Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz: Gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz!”.

  Ülkemiz, koca ve şanlı bir Osmanlı mirasının üzerine büyük açılar, savaşlar ve kayıplar verilerek kurulan, iktisadi, siyasi ve askeri alanda on yıllar boyunca eşsiz özveriler gösterilerek büyütülen bir ülkedir. Çevresi gitgide istikrarsızlaştırılırken üzerindeki sorumluluk bilinciyle ayakta kalmaya ve gelişmeye çabalayan memleketimiz tarih boyunca birçok zorlukla yüzleşmek durumunda kalmıştır. İç ve dış ataklar karşısında sarsılan ama asla yıkılmayan ülkemiz yaşadığı tüm badirelerden daha da güçlenerek çıkmayı bilmiştir. Devasa bir ateş çemberinin içerisinde refah üretmeye ve mazlumlara el uzatmaya çalışan ülkemiz bu anlamda büyük bir misyon üstlenmiştir. Özellikle İslam ülkelerindeki çarpık yönetimler, bozuk düzenler ve adaletsizlik sürüp giderken açlıkla şatafatın bir arada yaşandığı bu coğrafyada Türkiye tüm bu ülkelere ve milletlere ilham kaynağı olmaktadır. Yakın bölgemizdeki nerdeyse tüm halkların hamisi durumunda olan ülkemiz küresel anlamda yaşanan kırılmalarda sığınılacak bir liman adeta bir baba ocağı görevi üstlenmektedir.

  Dünya her anlamda Batı’dan Doğu’ya doğru kayarken elbette bu süreç beraberinde önemli değişimler getirecektir. Özellikle tüketim ve aymazlık temelinde kurulan Batı kültürü yerini daha mütevazı, dengeli ve ölçülü olan Doğu sistemine bırakacaktır. Bu dönüşüm bir anda olmasa da kademe kademe gerçekleşmektedir. Son on yılın küresel anlamda GSYH değişimlerine bakılırsa bu eksen kaymasının ayak izlerine rahatlıkla rastlanılabilir. Sömürerek büyümeye alışmış Avrupa, gün geçtikçe yaşlanan nüfusuyla aşırı sağın nefretine mazhar olan göçmenlere öyle ya da böyle mecbur kalacaktır. Batı’nın teknik ve teknolojik üstünlüğüyle yüzyıllardır sömürdüğü Afrika, geçmişinden aldığı ders, insan gücü ve mevcut yer altı kaynaklarıyla gelecekte çok farklı bir konum elde edecektir. Rusya askeri gücü, enerji rezervleri ve coğrafi konumuyla dünyada önemli bir denge unsuru olacaktır. Çin’in, katma değerli üretime geçişiyle birlikte özellikle uzay çalışmalarının savunma ve havacılık sahasına yansımaları sonucunda önemli bir güç olacaktır. Hindistan genç ve dinamik nüfus yapısıyla bu oyuna katılacak, Doğu-Batı dengesinde aktif rol oynayacaktır. Latin Amerika ülkelerinin iç istikrarı yakalamalarıyla birlikte özellikle Avrupa ile olan ilişkilerinin yapısına bağlı olarak birçok alanda ön plana çıktıklarını görebileceğiz. Savaşmaktan yorgun ve enerjisini iç hesaplaşmalarla tükettiğinin farkına varabilen bir Orta Doğu ise enerji kaynakları ve genç nüfusuyla birlikte bu oyunun en önemli oyuncularından birisi olacaktır.

  Konuya dar iç politik pencereler yerine geniş perspektiften bakıldığında tüm kapıların Türkiye’ye çıktığı ve bu kapıların anahtarının yalnızca Türkiye olduğu rahatlıkla görülebilir. Bölgesinin huzur havzası olan ülkemiz gelecek vizyonunu her anlamda küresel merkez olma noktasında sabitlemelidir. Milletimiz bu bilinçte olmalı ve hedefe doğru topyekûn hareket edilmelidir.

  Tarih ülkelere ve milletlere çok fazla şans tanımaz. Tanıdığındaysa o fırsatı rasyonel biçimde kullanmak önemlidir. Aksi halde yüzlerce yıl sürebilecek bir bataklığa ve bahtsızlığa uzanılması olasıdır. Bizler dünyanın birçok bölgesinde şehitlikleri olan acılarla yoğrulmuş bir milletiz. Azmimiz, gayretimiz ve çabamız hep bizden sonraki nesiller için. Onların tıpkı Akif’in tarif ettiği o hakiki millet kavramına ulaşması ve onu derinden yaşamaları için çalışıyoruz. Tarih sahnesinde bir gün gelecek ve bu geminin dümenine onlar geçecekler. O inanmış gençlik, mazlum, bitkin ve sömürülmüş milletlerin yolunu açıp geleceklerine ışık tutacaklar.

Bizler, bu ülkenin kadim evlatları ve kardeşleri olarak bunu başarmış bir milletin torunlarıyız. Tek eksiğimiz inanmak ve çalışmak. Bunu şiar edindiğimizde önümüzde hiçbir gafil duramayacaktır. Yeter ki inancımızı ve birliğimizi korumayı bilelim.

 

Gıyasettin Eyyüpkoca

Bu Haberi Paylaş: