BAŞKANDAN

Küresel Bakış

İktisat; mikro ve makro ekonomiye dair günü yorumlayan ve geleceğe dair öngörülerde bulunabilmemize olanak sağlayan kıymetli bir bilim dalıdır. Nedense ekonomik çarklar normal işlerken bu bilime fazla ilgi duymayız. Ancak işler istediğimiz gibi gitmediğinde hemen ona sarılır ve belirli sonuçlara varmak isteriz.

            En son gerçekleşen World Economic Forum’da dünya ekonomisine dair bazı kritik değerlendirmeler vardı. Global büyümenin beklenen seviyenin altında kaldığı ve bunun da bazı riskler içerdiği vurgulandı. Yani dünyada işler pek de istendiği gibi gitmiyor. Bilerek ya da bilmeyerek küresel ayarlarla oynanıyor. Amerika-Çin ekseninde yaşanan ticari gerilimin tüm dünyayı derinden sarsacak uzun vadeli sonuçları olacak. Sonuçta bu iki ülke toplam 35 Trilyon dolar GSYH ile dünya ekonomisinin nerdeyse %40’ına hükmediyorlar. Bunlar arasında oluşacak sürtüşme küresel ekonomide umulmadık bir daralmaya dönüşebilir. Konuya Türkiye perspektifinden bakıldığında hem Amerika hem de Çin’e dönük yoğun bir ihracatımızın olmadığını görüyoruz. Doğal olarak bu kavgada direkt olarak bir kaybımız olmayacaktır. Tabi küresel dalgalanma ve iniş-çıkışlar dolaylı olarak bizi etkileyecektir. Çin’de üretim yaptıran Amerikan şirketlerinin oradan kaçışı Türkiye’ye kaydırılabilir mi? Bu elbette ki mümkündür. Özellikle Avrupa pazarına satış gerçekleştiren Amerikan şirketleri için Türkiye önemli bir üretim üssü olabilir. Bu konuda ülkemizin cazibesini doğru bir şekilde sunmamız ve anlatmamız önemli. Kartlar yeniden dağıtılırken masada olmamız bizleri avantajlı konuma getirebilir. Tüm küresel olaylara “America First” mottosuyla bakan Trump, Avrupa ülkeleri başta olmak üzere Çin’i fazlasıyla rahatsız ediyor. Demokratlar ile Cumhuriyetçiler arasındaki çekişme ülkede ciddi bir kriz doğurdu. Rusya’nın ABD seçimlerine karıştığı iddiaları ise hala gündemde. Her an her türlü gelişmeye hazır olmamız gereken bir sürecin içerisindeyiz.

Avrupa’da yükselen işsizlik oranları ve bozulan ekonomiler sonucunda oluşan milliyetçi akımlar, göçmen karşıtlığı temelinde nasyonalist partileri iktidara taşımaya başladı. Bu partiler İtalya, Macaristan gibi ülkelerde hükümet kurarken, birçok ülkede yıllar sonra meclise girmeyi başardılar. Gelir dağılımındaki adaletsizlik ve geleceğe dair umutsuzluk, Fransa’da insanları aylardır sokağa döküyor. Bu durum, Afrika’da yüzyıllardır sürdürdükleri sömürü temelinde kurulan yapının çöküş sinyalleri olabilir. Türkiye’yi 1959’dan bugüne değin kapıda bekleten AB, kendi birliğini daha ne kadar sürdürebilir meçhul. Macron’un AB ordusu kurma fikri ve gördüğü destek, geleceğin dayanışmadan çok didişmeyle geçeceğinin habercisi sanki. AB’nin özellikle Doğu Avrupa’da Rusya’ya nispeten siyasi anlamda zayıf kalması, gelecekte birliğin başını ağrıtacağa benziyor. Karadeniz’in Azak Denizi kıyılarında yaşanan Rusya-Ukrayna gerginliği ise bu meselenin daha uzun yıllar devam edeceğini göstermekte. Görünen o ki dünyada biriken sorunlar gitgide artıyor. Ekonomik çözümsüzlükler siyasi gerilimlere, onlar da sokak ve halk hareketlerine eviriliyor. Kapitalist sistemin adalet, gelir dağılımı ve eşitlik gibi konulardaki eksikliği derin bir çatırdamaya dönüşebilir.

Bu iç karartıcı tablo değişir mi bilinmez ama Türkiye’nin kendisine doğru bir strateji belirlemesi birçok fırsatı da beraberinde getirebilir. Özellikle millet olarak artık tüketim yerine üretime odaklanmamız, rehavet yerine çalışma disiplini içerisinde hareket etmemiz, harcama yerine tasarrufa yönelmemiz önemlidir. Daha akılcı uygulamalarla özellikle dijital teknolojileri iş hayatımıza entegre edebilmeliyiz. Endüstri 4.0’ı sözden öte artık uygulamaya geçirmeli, üniversite-sanayi işbirliğini daha ileriye taşımalıyız. Uzak Doğu’nun 2005’ten beri gelen ucuz üretim serüveni artık nihayete ermekte. Robotik teknolojiler ve yapak zeka kavramları önümüzdeki 5 yıl içerisinde bizleri bambaşka bir dünyaya taşıyacak. Oku fırlatmak için yayı germek gerek. Bu süreci izlemek yerine aktif rol almalı ve gereken hazırlıklarımızı yapmalıyız. Gecikmek, gelecek on yılları şimdiden tüketmek demek. Dikkati ve temkini asla elden bırakmamalı, bu dönüm noktasını azimle, gayretle ve sebatla geçirip geleceğe emin adımlarla yürümeliyiz.

Bu niyet ve temennilerle sizleri selamlıyor, saygılar sunuyorum.

Bu Haberi Paylaş: