BAŞKANDAN

Küresel meseleler üzerine

İktisat bilimi farklı dinamikleri içinde barındıran bütünleşik bir yapıdır. Birçok faktörden doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenir ve disiplinler arası uygulamaların önem arz ettiği bir bilim dalıdır. Konu ve olaylara dönük bakış açısı geliştirirken tüm alt boyutlar denkleme dahil edilir. Buradan hareketle ülkeleri ve onların iktisadi durumlarını incelerken özellikle mukayeseli değerlendirme yapmak başarı ya da başarısızlığın reel anlamda ne ifade ettiğini anlamamız açısından önemlidir.

Ülkemiz yıllardır gerek bölgesel gerekse de küresel açıdan bir kapana hapsedilmek istenmektedir. Ekonomik, siyasi ve askeri anlamda ilerlemesi pek de arzulanmayan Türkiye, bu noktada ulusal ve uluslararası çıkarlarını mazlum halklar nezdinde koruma adına tam anlamıyla bir savaş vermektedir. Bu savaş bazen silahla, bazen ekonomik bazen de diplomatik anlamda durmaksızın sürmektedir. Bizler büyüyüp geliştikçe hem karşımıza çıkan engeller artacak hem de Türkiye’nin ilerleyişinden hoşnut olmayan güçler daha agresif bir biçimde yolumuzu kesme gayretine düşeceklerdir. Bu reaksiyon küresel çıkarlar açısından normal görünse de işin içerisine adalet ve eşitlik kavramlarını kattığımızda ülkemizin sesinin gür çıkmasının önemi daha iyi anlaşılabilir. Bunu doğrulamak ve tam olarak idrak etmek adına geçmişe bakmak yeterli olacaktır. Bitmiş, tükenmiş belki de yok olmaya mahkûm edilmiş bir Somali’den bugün istikrara kavuşmuş bir ülke meydana geldiyse bunda Türkiye’nin rolü ve etkisi asla inkâr edilemez. Suriye’deki savaşın bir nebze olsun durulması kuşkusuz Türkiye’nin yapıcı ve kardeş odaklı politikası sayesindedir. Balkanlardan Kafkaslara, Ortadoğu’dan Uzak Asya’ya kadar tüm coğrafyada ülkemizin sesi ve tavsiyeleri dikkatle dinlenmektedir. Omuzlarında taşıdığı tarihsel yük ve sorumlulukla Türkiye, bazen kendi çıkarını hiçe saymak durumunda kalsa bile doğrudan ve adaletten asla geri dönmemektedir. Bu vazgeçişlerin elbette ki ekonomik ve siyasi maliyetleri olacaktır ancak doğru ve dik durmak kısa vadede negatif sonuçlar doğursa bile uzun vadede toplumların ve halkların gönlünde hak ettiği yeri elbet bulacaktır.

Arap Baharı süreciyle başlayan dönem maalesef birçok insanı canından, malından ve de vatanından eden bir nihayete varmıştır. Geçen yıllara rağmen hala ayağa kalkamayan ülkeler büyük sancılar çekmekte, kardeş kardeşe acımadan kıymaktadır. Libya örneğinde olduğu gibi birbirleri arasında hiçbir fark olmayan bir millet maalesef derin ve mantıksız bir iç savaşın eşiğine sürüklenmek istenmektedir. Batılı güçlerin başı çektiği konsorsiyumlar petrol ve para hesabı yaparken insan yaşamını hiçe sayan bir kaos anbean yaşama geçirilmektedir. Burada ülkemizin dirayetli ve insani duruşu tüm dünya ülkeleri tarafından örnek alınmalıdır. Küresel meselelere demokrasi ve önce insan felsefesiyle yaklaşan ülkemiz bölgesinin barış ve istikrar havzası olarak komşularına daima dostluk elini uzatmaktadır. Yeteri kadar ayrışan, bölünen ve de parçalanan bu coğrafya daha büyük kırılmaları kaldıracak güce ve enerjiye sahip değildir. Artık bu coğrafyada barış, huzur ve anlayışın hâkim olması hem bölge ülkelerinin hem de dünyanın hayrınadır. Türkiye bu noktada üzerine düşen görevi fazlasıyla yerine getirmektedir.

Bu anlayışın önemlini son olarak Güney Doğu Akdeniz’de yer alan enerji kaynakları meselesinde görüyoruz. Akdeniz’deki en büyük kıyıya sahip olan Türkiye’nin adeta bir oldubittiyle masadan dışlanması kabul edilemez bir durumdur. Güçlü, ayakları yere basan ve hukukun üstünlüğünü önde tutan ülkemiz bu konudaki kararlı duruşunu devam ettirecek ve haksızlığa asla müsaade etmeyecektir. Bunu tüm muhatap ve komşularımızın bilmesinde yarar vardır. Türkiye, özellikle küresel meselelerde dışlanacak bir ülke değildir, olamaz. Tarihsel kardeşlik bağlarımızın olduğu bölge ülkelerinin bu bilinçle hareket etmeleri hem onların hem de küresel barışın tesisi anlamında önemlidir.

Bizler tarih boyunca mazlumların yanında yer alan bir ülke olarak yolumuzdan asla dönmeyeceğiz. Geçen süreçte derin acılar yaşansa da Yunus Emre’nin dediği gibi “Zulüm ile abat olanın akıbeti berbat olur” şiarıyla doğrunun yanında yer alacağız. Unutulmamalıdır ki, şeytani ortaklıklar kısa vadede kazanımlar sunuyor gibi görünse de asıl olan her zaman iyilik ve insanlık olacaktır. 

Gıyasettin Eyyüpkoca

Bu Haberi Paylaş: