BAŞKANDAN

Dünya ve Adalet Algısı

Dünya tarihi şimdiye dek küresel ölçekte iki büyük savaşa şahit oldu. On milyonlarca insanın öldüğü bu savaşlar, büyük ve kronik problemleri de beraberinde getirdi. Tartışmalı coğrafyaların sayısı arttı, çözümsüzlükler ve olası gerginlikler gün yüzüne çıkıverdi. Öyle ki küçük ve orta ölçekli ülkeler küresel güçlerin adeta esiri oldular. Bin yıldır komşu olan halklar birbirine düşman edildi, enerji ve para uğruna kadın, çocuk, ihtiyar demeden koca bir insanlık yok edildi. Mazlumların sırtından beslenen Batı medeniyeti iştahını gitgide arttırdı ve kendi çıkarları adına milyonlarca insanı acımadan katletti. Yaşadığımız bu güzel dünya ne yazık ki böylesine kirli, kanlı ve gaddarlıklarla bezendi. İnsanlık onuru ve haysiyeti defalarca ayaklar altına alındı, alınmaya da devam ediyor. Maalesef bu cellatlığa gür bir biçimde karşı çıkabilecek bizim dışımızda bir ülke yok. Bu yüzden diyoruz ki Türkiye güçlü olmalı, Türkiye durmamalı, Türkiye asla zaman kaybetmemeli. Üzerimizdeki sorumluluğun bilinciyle her zaman canlı ve dünya ölçeğinde aktif olmalıyız.

Sanırım yeni küresel doktrinde savaşların mantığı da değişmiş oldu. Artık global güçler seçtikleri bir bölgede en yeni silahlarını deniyor, gerçek insanlarla savaş oyunları oynayıp strateji geliştiriyorlar. Ölen, yiten, evi ve yuvası yıkılan insanlar, harap olan şehirler ve milyonlarca yıllık medeniyetlerse kimsenin umurunda değil. Olası savaş zeminini yakaladıkları anda ellerini ovuşturan nemrutlar yakaladıkları yerel piyonlar yoluyla hemen yıkımlarına başlıyorlar. Kendileri bundan para ve menfaat sağlarken mazlumlarsa ülkelerini terk edip aç-susuz bir biçimde botlarda ve yollarda sefil oluyorlar. Üstelik bu acımasızlığı gerçekleştiren Batı, iki yüzlü bir biçimde bu mazlum göçmenleri kabul etmekten imtina ediyor, aldığı 200-300 sığınmacıyla da adeta lütfetmişçesine dünyaya gösteriş yapıyor. Dünya insanlarının zor günde sığınacağı dingin bir liman olan ülkemiz ise nerdeyse nüfusunun %5’i kadar bir insanı devletiyle ve milletiyle bağrına basıp sahip çıkıyor. İşte bizim onlardan, onların bizden farkı budur. Çünkü biz yaratılanı yaratandan ötürü seven bir kültürün, insana salt insan olduğu için değer veren bir medeniyetin mensuplarıyız. Eğer birisi mazlum ve mağdursa bizim için onun dini, dili, ırkı, mezhebi ve meşrebi önemli değildir. Düşünmeden onu kucaklar ve varsa bir ekmeğimizi paylaşırız.

Mescid-i Aksa da yaşanan hadiseler İslam ümmetinin yüreğini yakmakta

Bildiğiniz gibi ilk kıblemiz olan Mescid-i Aksa on yıllardır süren acımasız bir işgale maruz kalmaktadır. Son yaşanan hadiseler ise koca bir İslam ümmetinin yüreğini yakmakta, sızlatmaktadır. Halbuki geçmişi fetihlerle dolu olan milletimiz fethettiği beldeleri yıkmak yerine ihya etmiş, ta bugünlere kadar ulaşmasını sağlamıştır. Onlar ise koskoca bir tarihi yıkmakta hiçbir beis görmemektedirler. 1204 yılında Katolikler İstanbul’u ele geçirdiğinde dindaş oldukları Ortodokslara bile tahammül edemediler. Ayasofya’yı adeta talan ettiler. Tıpkı bugün Siyonistlerin yaptığı gibi. Oysa Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’u fethettiğinde şu sözleri söylemişti “Sizler artık benim tebaamsınız, canlarınız, mallarınız ve inançlarınız bana emanettir, dilediğiniz gibi yaşayabilirsiniz”. Bizler Fatih’in torunları olarak yüzyıllar sonra yine aynı düşünce ve inançtayız. Din, vicdan ve ibadet hürriyetinin ayaklar altına alındığı bu sürece tüm dünya sessiz kalsa da bizlerin sessiz kalması mümkün değildir. Artık yıllar süren bu haksızlık son bulmalı, Kudüs’ten başlayarak Orta Doğu’ya barış ve adalet gelmelidir.

Festival, Laleli’nin marka değerine, bilinirliğine ve ticaretine büyük katkı sunacak

Bu yıl 7-13 Ağustos tarihleri arasında 6.Laleli Moda ve Alışveriş Festivalimizi gerçekleştireceğiz. Bölgemizin önemli bir değeri olan bu organizasyon her yıl olduğu gibi bu yıl da Laleli’nin marka değerine, bilinirliğine ve de ticaretine büyük katkılar sunacaktır. Küresel gelgitlere ve ekonomik krizlere rağmen yaşatmayı bildiğimiz bu etkinliğin renkli, neşeli ve kazanımlarla dolu geçeceğinden şüphem yoktur. Gerek misafirlerimiz ve alıcılarımız gerekse de bölge firmalarımız bu kıymetli organizasyonu doyasıya yaşayacak ve Laleli ortak paydasında buluşmanın keyfini çıkaracaklardır.

Sözlerimi sonlandırırken 30 Ağustos Zafer Bayramı’nızı kutluyor, ülkemize ve milletimize sağlık ve esenlikler diliyorum.

Giyasettin Eyyüpkoca

 

Bu Haberi Paylaş: