BAŞKANDAN

Neden istikrarlı olmalıyız?

Sürekli söylenen ve gündemde tutulan bir söylem var: İstikrar. Peki ülkemiz için istikrar neden bu kadar önemli? Dünya ucu açık bir düzlemde bilinmezliğe doğru hızla ilerlerken gidişatı net olarak görmemiz adeta imkansız. Artık iç ve dış politik denklemler olabildiğince kaygan ve değişken. Dünyadaki çelişkiler ve anlamsızlıklar içerisinde en azından bizim olabildiğince stabil bir duruş sergilememiz gerekiyor. Son dönemdeki gelişmelere şöyle bir göz atarsak konuyu daha iyi anlayabiliriz.

Mesela ABD Başkanı Trump, Rusya’yı füzeleriyle tehdit ederken bir hafta sonra Putin’i Beyaz Saray’a davet edebiliyor. İkinci Dünya Savaşı dahi altı yıl sürmüşken 15 Mart 2011 günü başlayan Suriye Savaşı bugün tam yedi yıldır aralıksız devam ediyor. Haritalar sürekli değişirken savaş ateşine sürekli yeni közler savrulmakta. Kuzey Kore lideri Kim Jong-un nükleer füze denemeleri yaparken bir anda ABD ile masaya oturabiliyor. Türkiye ile Rusya, uçak krizinin ardından bugün stratejik ortaklığa doğru ilerleyebiliyor. Ülkemizde darbeye teşebbüs eden hain çetenin lideri hala ABD’de rahatlıkla yaşamını sürdürmekte. Ayrıca aynı çete üyeleri dünyanın dört bir yanında kol gezmeyi sürdürüyor. Düşünsenize, ülkemizin gözbebeği ordumuzun bundan birkaç yıl öncesine kadar üst düzey komutanlarının büyük çoğunluğu bu hain çetenin üyesiydi. Çin ve ABD birbirlerine ekonomik ve ticari yaptırımlar uygulamaktan geri durmuyorlar. Rusya’nın halihazırda birçok Avrupa Birliği ülkesinde dış temsilcisi bulunmuyor. Batı ile Doğu arasında belki de son yüzyıldaki en büyük kırılmaya ve ayrışmaya şahit oluyoruz. Üstelik Doğu, bu çetin kavgada, şimdiye dek hiç bu kadar güçlü olmamıştı. 

Yüzyıllardır sömürülen Çin, son on beş yılda yaşadığı büyük uyanış ile birlikte Orta Doğu’dan Afrika’ya hatta Güney Amerika’ya kadar siyasi tüm konularda söz sahibi olmak istiyor. Dünyada olası büyük bir kavganın kimseye fayda sağlamayacağı, aksine tarihte görülmemiş yıkımlara sebep olacağı aşikarken koca koca ülkeler birbirlerine diklenip durmaktalar. Peki tüm bunlar blöf mü yoksa büyük bir savaşın ayak sesleri mi? Amerika’yı ilk sıraya koyan Trump’ın akıl almaz politikaları ABD’nin küresel liderliğini pekiştirecek mi yoksa onu yalnızlaştıracak mı? Avrupa ile Amerika’nın birçok konuda çelişen politikaları ya AB’yi parçalayacak ya da ABD’yi kıta Avrupa’sından koparacak. Güney komşularımız Irak ve Suriye, maalesef son on beş yıl içerisinde dini ve milli yönden üç parçaya ayrışmış durumda. Orta Doğu’nun kardeş Arap ülkeleri Katar’ı yutma gayretindeyken Suudi Arabistan dünyaya açılmak için her yolu deniyor. İran’da ekonomik kriz sürerken Trump’ın, Obama’nın imzaladığı nükleer anlaşmayı iptal etmesi her şeyi başa sarabilir.

Şüphesiz bu türden sorunları daha sayfalar dolusu sıralayabiliriz. Tüm bu hengame ve kargaşanın içerisinde istikrarsız, yönetimsel anlamda kısır döngülerde boğulan ve yönünü belirleyememiş bir Türkiye’nin ne hale düşeceğini tahmin etmek pek de zor olmasa gerek. Çevremizdeki gelgitler ve dönüşümlerle baş edebilmek ancak ve ancak içeride güçlü ve istikrarlı bir Türkiye ile mümkündür. Aksi halde az önce saydığımız problemler arasına Türkiye’yi de dahil etmemiz gerekir ki bu durumu ne ekonomik ne de siyasi anlamda sürdürmemiz imkansızdır.

Bizler böylesi kırılgan bir bölgede bin yıldır bayrağımızı dalgalandıran bir milletin fertleriyiz. Şartlar ne kadar zor ve ne kadar çetin olursa olsun biz buradayız ve burada kalmayı sürdüreceğiz. Dedelerimizin canlarını vererek bizlere armağan ettiği bu topraklar tarihte olduğu gibi gelecekte de bizlere vatan olarak kalacaktır. Yeter ki bizler tek yumruk gibi bir ve beraber olalım, dost olalım, kardeş olalım, birbirimizin kıymetini bilelim, birbirimizi gönülden sevelim.

Bu vesileyle 24 Haziran seçimlerinin güzel ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, memleketimiz adına adeta bir demokrasi bayramına dönüşmesi temennisiyle saygılar sunuyorum.

Gıyasettin Eyyüpkoca

Bu Haberi Paylaş: