BAŞKANDAN

Hızlı ve Güçlü Olmak/Dünyayı Doğru Okumak...

“Azalan Verimler Kanunu”, iktisat biliminin en temel ve yaygın kullanılan yasalarındandır. Kurala göre üretimde kullanılan girdi miktarı arttırıldıkça ortaya çıkan ürün miktarı da artacaktır. Ancak belirli bir noktada üretim miktarı öyle bir seviyeye ulaşır ki, artık ilave bir birim girdi sonucu oluşan çıktı ya da fayda miktarı artmaktan ziyade azalma eğilimi göstermektedir. Bu durumda optimum üretim seviyesi aşılmış olup, bu seviyeden sonra üretime devam etmek verimsiz sonuçlar doğurmaktadır.

İktisadi açıdan günümüz dünyasında yaşanan ekonomik darboğaz ve sıkıntıların bir kısmını bu yasayla açıklayabiliriz. Bildiğiniz gibi petrol fiyatları 2000’li yılların başında 20$ seviyelerindeyken 2008 yılında 140$’ı aşmış, bugünlerde ise 60$ seviyesinin altına inmiştir. Bu düşüşün politik, ekonomik ya da sosyal birçok sebebi olabilir. Şu anki göstergeler bu düşüşün talepte yaşanan azalmadan kaynaklandığıdır. Ancak bir başka yönden bakıldığında dünyada talebe nazaran ciddi anlamda bir üretim fazlası olduğu görülebilir. Yani dünya, optimum üretim seviyesini zorlamış, hatta toplam arz toplam talep miktarını fazlasıyla aşmıştır. Var olan bu fazla üretim kuşkusuz alıcıları farklı, seçkin ve de finansal anlamda uygun ürünleri seçmeye yöneltmektedir. 2000’li yılların ilk dönemlerinde oluşturulan suni para bolluğu balonu, iç ve dış tüketimin teşvik edilmesi sonucu harcama miktarındaki karşılığı olmayan bir yükselişle sonuçlanmış ancak bu gidişat insanların bütçelerini kat be kat aşan, ödenmesi nerdeyse imkansız kredi ve borçlanmalarla neticelenmiştir. Tasarruf etme kültüründen uzak bu kitlenin şişirdiği devasa tüketim balonu zaman içerisinde önce harcama kalemlerindeki azalma, dolayısıyla üretimde meydana gelen düşüş ve hammadde fiyatlarındaki ani fiyat çöküşlerine neden olmuştur. Düşen talep miktarı petrol, altın ve diğer emtia fiyatlarına da yansımış ve sonuçta dünyada adı tam olarak konulamayan bir buhrana doğru yol alınmıştır. Dünyanın en büyük ekonomik büyüklüğüne sahip olan Amerikan ekonomisi an be an kendisini toparlarken, Avrupa Birliği ülkeleri ve Japonya gibi gelişmiş ekonomiler resesyon sinyalleri vermekte, Rusya, Çin ve Brezilya gibi gelişmekte olan ülkeler ise büyük zorluklarla mücadele etmektedirler. Sanırım tarih boyunca ekonomi kavramının global politik kavga ve tartışmalar açısından bu denli bir yaptırım ya da argüman aracı olarak kullanıldığı bir süreç şimdiye dek yaşanmamıştır. Doğru perspektifle bakıldığında ülkelerin ekonomik ve siyasi olarak ayrıştığı, dünyanın git gide kutuplaştığı ve adeta soğuk savaş döneminin ayak seslerinin duyulduğu anlaşılabilir. Bu siyasi mecrada ülkeler çıkarları doğrultusunda her türlü işbirliği ya da kavgaya hazır durumdadırlar. Bu yeni projeksiyon çerçevesinde oyuna yeni katılan Türkiye gibi ülkeler ise kritik rol oynamaktadırlar. Rusya Federasyonu Başkanı Sayın Vladimir Putin’in ülkemize gerçekleştirdiği ziyaret bu açıdan değerlendirildiğinde Avrupa’nın bu işbirliğine ve yapılan anlaşmalara olan ani tepkisinin nedeni daha rahat anlaşılabilir. Bu eksende kendisi için stratejik ve hayati bir mesele olarak gördüğü Ukrayna konusunda Rusya ile uzlaşmak sanırım Batı’nın ve tüm dünyanın yararına olacaktır. Nitekim yaşadığımız dünya yeterince sıkıntılı ve gergindir. Artık tüm ulusal ve uluslararası politik konularda aklıselimle hareket etmek bir tercihten öte mecburiyet halini almıştır. Tüm bu gelişmeler ışığında göz ardı etmemiz gereken temel unsur dengelerin değişmekte olduğu ve dünyanın artık eskisi gibi olmayacağıdır.

Dünya son on yılda Çin gibi devasa bir üretim üssüyle tanışmış oldu. Kotaların kalkması ile birçok ülkede yer alan Kobi düzeyindeki imalatçıları bir çırpıda silip atan bu rüzgar son on yılın en büyük sürprizlerindendi. Ancak geçen yıllar sonunda süreç öyle bir noktaya ulaştı ki artık Çin kendi iç pazarını keşfederek tüketimle tanışmış oldu. Ekonomik olarak gelişen ve büyüyen bu ülkede artık insanlar para kazanmaya ve bunu kendi ülkelerindeki katma değeri yüksek ürünlerde harcamaya başladı. Bu aşamada 1,5 milyara yaklaşan nüfusu ve 10 trilyon dolar civarındaki gayrı safi milli hasılası ile bu ülkenin tüketim alışkanlığına dönmesi dünya için yepyeni ve belirsizliklerle dolu bir sürecin de başlaması anlamına gelmektedir. Ayrıca bu denkleme 1,2 milyar nüfusu ile Hindistan’ı ve ekonomik olarak büyüyen ve gelişen Güney Kore’yi de kattığınızda dünyanın ticari ve ekonomik yörüngesinin yer değiştirmekte olduğunu görebilirsiniz. Burada ülkemiz adına majör faktörlerini kendimizin belirlediği reel bir algı yönetiminin oluşturulması ve kurulan bu yeni denklemin neresinde yer almak istediğimizin belirlenmesi gerçekten önemlidir. Zira zaman bizlere yeni çağın hızlı olmak, güçlü olmak ve de en önemlisi dünyayı doğru okumaktan geçtiğini an be an haykırmakta.

Tüm bu gelişmelerin ve sonuçlarının hayırlı olmasını dilerken ülkemizin üretim, istihdam ve pazarlama politikalarında etkili reformlar yapmasının elzem olduğunu belirtmek isterim. Sözlerimi sonlandırırken; bu yeni yılda iç ve dış sorunlarından arınmış, ufkunu ve vizyonunu geleceğe dönmüş ve bölgenin gerçekten parlayan yıldızı olmuş güçlü Türkiye idealine uzanabilmemizi diliyor, sizleri en derin saygılarımla selamlıyorum.

            Giyasettin Eyyüpkoca

Bu Haberi Paylaş: