BAŞKANDAN

İstemek ve Hak Etmek...

“Başarının önündeki en büyük engel, kaybetme korkusudur” der Sven Göran Eriksson.

Yaşamdaki tüm değişim ve kazanımlar acı dolu, zorlayıcı ve yıkıcı süreçlerin sonucunda gerçekleşir. Bir bebeğin doğumu annenin çektiği o dayanılmaz sancılarla mümkündür. Bir baharın başlangıcı uzun ve zorlu kış mevsiminden sonra belirir. Kar suları ancak dik ve amansız yamaçları aşarak dağlardan inebilir. Arılar kilometrelerce gezindikten sonra o muhteşem balları yapabilirler. Balıkçılar şafak sökmeden koca deryaya açılır, çiftçiler tarlalarını aşkla sürerek hasadı beklerler. Ferhat gibi dağları delmezseniz Şirin’e kavuşamazsınız. Çekilen tüm zahmetler rahmet kapısının anahtarları gibidir. İstediğiniz şeyi can-ı gönülden arzulamazsanız, onun için gereken tüm emek ve çabayı göstermezseniz kavuşmanız başka bahara kalacaktır. Ortaya koyduğunuz efor ve yüreğinizdeki içten serzeniş, onu isteme şiddetiniz ve beklentinizdir. Eğer yeteri kadar değilse sonuç alamaz, hedefinize ulaşamazsınız.

On yıllardır gelişen ve büyüyen Laleli bambaşka bir döneme girmiş durumda. Bugünü doğru anlamak için günün parametrelerini çok ama çok doğru okumak gerek. Yaşanan bu süreç bir nevi tazelenme ve yeniden doğuş olarak algılanabilir. Geçmişin kolaycı anlayışından çıkıp mücadele ve arayışın ön planda olduğu farklı bir süreçten geçmekteyiz. Aslında bu durumun yıllardır üzerinde durduğumuz bir konu olduğunu söyleyebilirim. Dünyanın birey ve işletmeler için adeta yarış pistine döndüğü, geride kalanın ezildiği ve elendiği, kazanmak için uğraşın ötesinde adeta savaş verilmesi gerektiği bir dönemin ayak sesleri 2008 Global Krizi’nden bu yana dillendirilmekteydi. Yeni çağ, yeni düzen, yeni kurallar gibi sözcükler havada uçuşurken bunun reel hayata aksetmesi yadsınamaz bir gerçekti. Küresel ekonomik sorunlar insanlara geçici tatminler verse de ekonominin gerçekleri gün gelip ortaya çıkacaktı ve de çıkıverdi.  Yaşanan işsizliği çevre ülkelerdeki savaşa, artan dolar kuruna ya da diğer negatif faktörlere bağlamak esasen günün finansal analizinde tam olarak gerçeği yansıtmıyor. Küresel düzende ortaya çıkan köklü ve reformist bir değişimin öncül sarsıntıları bunlar. Çalışanın, maliyetlerini minimize ederken yenilikçi ve rekabetçi bir anlayışla pazar arayan işletmelerin ancak başarılı olabileceği yeni bir çağa girişimizin fısıltıları duyulmakta. Yeni gerçekleri görmek ve ona göre yaşamak zorunda olduğumuzu artık anlamalıyız. Yıllardır müşteri bekleyen ama beklemek dışında bir aktivite sergilemeyen firmaların artık çanta ve numunelerini ellerine alıp ülke ülke, şehir şehir gezmelerinin vakti çoktan geldi bile. Bütünsel bir faaliyet yapısının etkileri bundan sonra daha fazla hissedilecek, el ve güç birliği yapan bölgeler pastadan daha fazla pay alacaklar. Bu açıdan Laleli’nin şanslı, öncü ve de yolunun açık olduğunu söyleyebilirim. Birbirini anlayan ve belirli bir harmoni içerisinde hareket edebilen Laleli işletmeleri, gelecek ufkunu hep birlikte ve başarılı bir biçimde çizeceklerdir. Yalnız bölge değil ülke olarak hatta çevre ülkelerle birlikte yaşadığımız bu durağan süreç son bulduğunda ayakta kalmayı başarabilmiş güçlü işletmeler eskisinden daha dinç, daha genç ve daha etkin rol üstlenecekler. O zaman hakiki büyüme ve gelişimden bahsetmemiz mümkün olacaktır. Thomas Edison’un dediği gibi “İnsanların hayattaki en büyük hataları, başarıya ne kadar yaklaştıklarını bilmeden yaptıkları vazgeçişleridir”. Direnen, inanan, sabırla çabalayan ve kriz dönemlerinde kendisini geliştirmeye dönük yatırımlar yapan firmalar bu süreçten kazançlı çıkacaklardır. Zaman bize bunu defalarca ama defalarca göstermiştir. Bu defa farklı bir sonuç beklemek abesle iştigal etmekten başka bir şey değildir.

İşletmeler de tıpkı insanlar gibi ömürlü kurumlardır. Doğarlar, büyürler ve ölürler. Onları dinç tutan ve değişen koşullara adapte olmalarını sağlayıp ömürlerini uzatan yegane unsur ise kurumsallaşmaktır. Kurumsal işletmeler sahipleri ve yöneticileri değişse dahi sistematik yapıları gereği varlıklarına devam edebilirler. Kişilerden çok kurumun ve işlerliğinin ön planda olduğu bu yapılar bugün Avrupa’da olduğu gibi yüzyıllar boyunca yaşayabilmektedirler. Kurumsallaşmanın şirketlerin hantallaşması olarak algılandığı ülkemizde kurumsallaşmanın esasında işletmeyi dinamik ve esnek bir yapı çerçevesinde kendi örgütsel kültür ve iklimini oluşturmuş bir organizasyon olarak düşünmek daha doğru olacaktır. Bunu başaran şirketler değişen zorlu şartlar altında dahi gelişmeye ve büyümeye devam edebilmekte, rekabetçi yapıları ile uzun yıllar varlıklarını sürdürebilmektedirler.

Bizler Lasiad olarak akıl birliğini sağlama ve sorunlarla baş etme adına fikir ve yöntem arayışlarına ara vermeden devam ediyoruz. Bölgenin katılımcı ruhu ve dinamizmi bu günleri aşmamıza vesile olacak en önemli güçlerimizdendir. Bu ekonomik süreç son bulduğunda Laleli eskisinden daha güçlü olacak ve kararlı adımlarla yoluna devam edecektir. Sözlerimi sonlandırırken 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nızı kutluyor, ufku şekillendirecek olan çocuklara iyi bir gelecek bırakmak adına çok daha fazla çaba ve gayret sarf etmemiz gerektiğini belirterek hepinize saygılar sunuyorum.

Gıyasettin Eyyüpkoca

Bu Haberi Paylaş: