BAŞKANDAN

Ekonomik Yarıştan Ekonomik Savaşa...

Yıllar evvel ülkeler kendi başlarına yetebildikleri ölçüde güçlü sayılırlardı. O dönem ülkemizin kendi kendine yetebilen nadir ülkelerden olması bizler için gurur kaynağıydı. Ancak dünyanın süper güçleri dahil artık ülkeler tek başına olmaktan çok birlikte hareket etmek zorundalar. Bu yüzden son yıllarda geçmişin paktlarını andıran ekonomik birliktelik ve entegrasyonları daha fazla görmeye başladık. Yeni sistem, ülkeler arasındaki gümrük duvarlarını ortadan kaldırırken pazarları büyüten ve birlikte hareket etmenin avantajlarını sonuna kadar sunan bir yapıya dönüşmekte. Bugün batımıza baktığımızda 500 milyonluk nüfusu ve 18 trilyon dolarlık GSMH ile Avrupa Birliği’ni görüyoruz. Doğumuzda ise Rusya’nın Avrasya Birliği projesi var. 183 milyon nüfusu ve 4 trilyon dolarlık GSMH ile büyüyen ve genişleme potansiyeli olan bir güç. Amerika ve Çin gibi devasa ekonomik büyüklüğe sahip ülkelerse kendilerine yeni pazarlar, yeni birliktelikler oluşturmakta. Bu oyunda Türkiye’nin nerede yer alacağı ise bizler için en önemli soru. Çünkü bu çağ artık tek başınıza değil ancak birlikte olduğunuzda güçlü olduğunuz bir sürecin sinyallerini veriyor.

Yaşanan son gelişmeler, artık oluşturulan bu ekonomik alanların da büyümede zorlanan dünya ekonomisi adına yetersiz olduğu ve bu birliklerin başka ekonomik yapılarla entegrasyona yönelmesi görüşünü ortaya çıkardı. Bu fikrin kuşkusuz belirli siyasi ve stratejik gereksinimler doğrultusunda doğduğu düşünülebilir. Ancak bilindiği gibi son dönemde Amerikan ekonomisinde görülen nispi iyileşmeler gelişmekte olan ülkelerde sancılı ve zorlu dönemlerin başlamasına neden oldu. 2008 Global Krizi’nin ardından geçtiğimiz yıl toparlanmaya başlayan Amerikan ekonomisi şimdi bu iyileşme sürecini başka bir noktaya taşıyor. Daha önce Amerika ile Pasifik Ülkeleri arasında oluşturulan Trans-Pasifik Ortaklığı (TPP) projesi şimdi de Trans-Atlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) adı altında Avrupa Birliği ülkeleri ile oluşturuluyor. Bu yeni oluşum 2014 yılı değerleri baz alındığında yaklaşık 35,9 Trilyon dolarlık bir ekonomik büyüklük demek. Bu da 77,3 Trilyon dolar olan dünya GSMH rakamının nerdeyse yarısına denk gelmekte. Anlaşmaya dahil olan ülkeler, dünya ekonomisinin yarı büyüklüğüne sahip bir coğrafyayla gümrüksüz ve serbest manada ticaret gerçekleştirebilecekler. Bu gelişme girişimci bir sanayici için gerçekten inanılmaz bir fırsat.

Esasen geçtiğimiz süreçte yaşanan Arap Baharı başarı ile sonuçlanabilseydi belki de ülkemiz yüzyıllar boyunca birlik ve beraberlik içerisinde yaşadığı komşu ve kardeş halklar ile kurgusal anlamda böyle bir sürecin startını verebilmiş olacaktı. Bugün Türkiye, İran, Irak, Suriye, Mısır, Libya, Suudi Arabistan, Yemen, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün, Lübnan, Umman, Katar, Filistin, Kuveyt ve Bahreyn’in toplam nüfusu 400 milyonu aşmakta. Birbirine komşu olan bu ülkelerin toplam GSMH rakamı ise 3,6 Trilyon doları buluyor. Büyük çoğunluğu genç nüfusa sahip, tarihsel/kültürel anlamda aynı geçmişi ve değerleri paylaşan ve en önemlisi enerji zengini bu ülkelerin ekonomik ve siyasi anlamda birlikte hareket etmesinin getireceği sinerjiyi hayal ettiğimizde iç, sığ ve mantıksız kavgaların bizlere ne denli büyük zararlar verdiğini daha iyi görebiliriz. Dış kaynaklı senaryolaştırılan bu savaş ve yıkımların esas oluşum nedenlerinin arka planındaki gerçek idrak edildiğinde bana göre bu coğrafya halklarının en büyük uyanışı ve yeniden doğuşu canlanacaktır. Umarım var olan ancak sindirilmeye çalışılan bu büyük gücün fark edildiği ve tekrardan ortaya çıkarıldığı günleri hep birlikte görür ve yaşarız.

Dünyanın jeopolitik olarak böylesine önemli ve stratejik bir coğrafyasında yer alan ülkemiz kuşkusuz sürüp giden eden bu faaliyetlere kayıtsız kalamaz. Özellikle dünyanın gözde ihracat merkezlerinden olan ve yapılan anlaşmalar çerçevesinde ambargoların kalkacağı İran gibi bir ülke ile Tercihli Ticaret Anlaşması imzalamak çok büyük bir başarıdır. Yine LASİAD olarak sürece bizim de dahil olduğumuz ve Rusya Federasyonu ile ilerletilen aynı türdeki bir diğer anlaşma umuyorum ki başta Laleli olmak üzere ülke sanayimize çok büyük katkılar sunacaktır. Dünyanın imrenerek izlediği bu gelişmeler hem biz hem de komşumuz olan ülkeler açısından geleceğe dönük büyük yatırımlardır. Türkiye gibi güçlü ve eşsiz bir ülkenin bu nadide konumu elbette ki bu tür etkin ve spesifik uygulamalara gebedir. Bu minvalde bizler, sahip olduğumuz bilgi-birikim ve tecrübemizle elimizden gelen desteği sonuna kadar veriyor, en üst düzeyde katkı sunmaya gayret ediyoruz. Laleli’nin yıllardır ticaretini başarıyla sürdürdüğü bu bölgelerle geliştirilecek ilişkiler orta ve uzun vadede hem bölgemize hem de ülkemize çok önemli faydalar sağlayacaktır.

Hep söylediğimiz gibi dünya artık bambaşka bir yörüngede seyran ediyor. Geçmiş geçmişte kaldı. Yeni, şeffaf ve zorlu bir dönem bizleri bekliyor. Ülkelerin aldıkları makro kararlar ve stratejik uygulamalar artık küçük bir esnafın bile işine direkt olarak etki etmekte. Ülkeler arasında artık ekonomik yarıştan ziyade ekonomik savaş olduğu bir gerçek. Bu yarışta ancak akılcı politikalar üretebilen ve bunları pragmatik yöntemlerle hayata geçirebilen ülkeler ayakta kalabilecek. Ekonomik stratejilerini rasyonel olmayan hedeflere bina eden yönetimler ağır ve müşkül durumlarla yüzleşebilir. Yaşadığımız çağda insanlar istedikleri bilgiye rahatlıkla ulaşmakta, finansal karşılaştırma ve analizleri bireysel boyutta yapabilmekteler. Ekonomilerin bu denli şeffaf olması da insanların popülizme dönük algı düzeylerini daha da yükseltiyor. Sonuç olarak yaşadığımız yüzyılda olay ve gelişmelere tümevarım ya da tümdengelim bakış açıları yerine daha bütünsel bir yaklaşım felsefesi hakim durumda.

Laleli ve onun değerli mensupları bahsettiğimiz tüm bu makro ve mikro faktörlerden hem bireysel hem de bir bütün olarak etkilenmektedir. İç politik yaklaşımların daha ön planda olacağı bir süreç başlamışken uluslararası arenadaki etkinliğimizin önemini bir kez daha vurgulamak isterim. Büyük ve hedefi olan ülkelerin kaybedecek zamanı yoktur. Bu açıdan dünyanın gidişatını iyi izlemeli ve kartlarımızı doğru oynamalıyız. Aksi halde küçük görülen hatalar büyük ve olumsuz sonuçların tetikleyicisi olabilir. Başarılı olmak ve ülkemizi muhasır medeniyetler seviyesine çıkarmak bizlerin gelecek nesillere olan boyun borcudur. Gençlerimiz bizden parlak ufuklar ve geleceğe dönük umut ışıkları beklemekte. Bunun için var gücümüzle çalışmalı ve gayret etmeliyiz. Çünkü onlar bunu fazlasıyla hak ediyor.

Bu vesileyle 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramınızı kutluyor, sizleri en derin saygılarımla selamlıyorum.

Giyasettin Eyyüpkoca

Bu Haberi Paylaş: