BAŞKANDAN

BİZE NE OLDU BÖYLE...

Yüce Rabbimiz Hucurat Suresi Onuncu Ayetinde şöyle buyuruyor:

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin”.

Son birkaç aydır yaşadıklarımız karşısında kalbinde bir nebze vicdan bulunan bir insanın hüzünlenmemesi, kahrolmaması mümkün değildir. Her gün aldığımız şehit haberleri bizlerin yüreklerini yakarken ülkenin dört bir tarafındaki evlere ateş pareleri serpmekte. Bu derin ıstıraba yürek dayanmaz. El bebek gül bebek büyütülen evlatlar genç yaşta birer birer toprağa düşerken geriye ömrünün arta kalanını acıyla ve hasretle geçirecek analar, babalar, eşler ve yetim çocuklar kalıyor. Terörün karanlık yüzü acımadan öldürüyor, kalpleri ve canları kanatıp koca bir ülkeyi umarsızca yasa boğuyor.

Bu hengame içerisinde ülkemize komşu olan halkların dev ve şuursuz alevlerin ortasında kaldığı da apayrı bir gerçektir. Her yerde kan, gözyaşı ve imdat çığlıkları hakim. Bin yıllık barış havzaları adeta cayır cayır yanmakta. İnsanlar hatta küçücük bebekler can havliyle bedenlerini emanet bırakıp bu dünyadan göçüyorlar. Geride kalan bizlere ise yalnızca gözyaşı ve yürek yangınları düşüyor. Sanırım tarih böyle bir acıyı ve trajediyi bu coğrafyada ne görmüş ne de yaşamıştır. Akıl tutulması denen şey bu olsa gerek. Acı ve kanla beslenen mihraklar ellerini keyifle ovuşturuyor. Bizlerin asırlar öncesine uzanan kardeşliği ise adeta rafa kalkmış durumda.

Şimdi kendimize bazı sorular sormanın zamanıdır bence. Şöyle geriye dönüp bakalım ve hayal edelim. Bizlerin, evet Türk, Kürt, Laz, Alevi demeden hepimizin dedelerinin Malazgirt’te, Balkanlar’da, Çanakkale’de, Yemen’de, Kafkaslar’da hatta Viyana kapılarında omuz omuza çarpışıp can verdiği günleri bir hatırlayalım. Onlar hiçbir ayrışma ve kavgaya yer vermeksizin gerçek müminlerin yaşaması gerektiği gibi yaşadılar, bir oldular, kardeşliği hakkıyla işleyip bizlere böylesine güzel bir vatanı emanet ettiler. Peki şimdi bize ne oldu da bu kadim birlikteliği bir kenara itip yerine kin ve nefreti dost ediniverdik! Bu fitne ateşi nasıl oldu da kalplerimizde yer buldu! Dünyadaki tüm müminlerin kardeş olduğunu ilan eden bir dine mensup olan bizler nasıl oldu da bir eşsiz ülkede yürekten kucaklaşmayı beceremedik!

Herkesin kendisine bu soruları sorma, kalbini ve zihnini bir kez daha yoklama zamanıdır bence. Çevremiz ölüm kuyularıyla donatılmışken güzel ülkemizin ve bizi bir arada tutan değerlerin kıymetini bilmeli, hatırlamalı ve öyle de yaşamalıyız. Üzerimizdeki ağır sorumluluk bizden gelecek nesillere ve kanayan gönüllere derman olmamızı beklemekte. Bizler bu ülkenin evlatları olmanın yanı sıra 1.5 milyarlık İslam aleminin değerli birer mensubu ve öncüleriyiz. Bizi bir ve kardeş yapan unsurlar o kadar güçlü ve derindir ki bunu bölmeye ve ayrıştırmaya kimsenin gücü yetmez, yetemez.

Veda Hutbesinde Resullullah (s.a.v.), “Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Bir Müslüman kardeşinin kanı da malı da helal olmaz.” buyurmuştur. Eğer Mozambik, Bolivya, Filipinler, Zimbabve ya da dünyanın en ücra köşelerinde bir yerlerde yaşayan Müslüman kardeşimizin acısını hakkıyla yüreğimizde hissetmiyorsak o zaman kalbimizi sorgulamalıyız. Eğer dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir insana yapılan zulüm ve haksızlığa sessiz kalıyorsak kendimizi gözden geçirmeliyiz. Unutmamalıyız, bizler kardeşiz ve en hakiki kardeşlik İslam kardeşliğidir. Küçük ve önemsiz ayrılıklar bizi biz yapan değerlerin altında ezilmeye mahkumdur. Yeter ki tarihten süzülüp gelen o bin yıllık kardeşlik ruhunu gönüllerimize payitaht edelim. Günübirlik çıkar ve beklentiler bizleri yanılgıya düşürüp aldatmasın. Kalplerimiz şaşırıp benlik denizinde boğulmasın. Kin gütmek yerine birbirimizi sevelim, kardeş olduğumuzu hatırlayalım. Muhammed Suresi yirmi dokuzuncu ayette geçtiği gibi “Yoksa, kalplerinde hastalık olanlar Allah’ın, kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?”.

Zaman kucaklaşma zamanıdır. Zaman kan ve gözyaşı yerine barış ve adaleti tesis etme zamanıdır. Zaman ülkemizin birlik ve bütünlüğünü sağlamak için silkelenme ve kendine gelme zamanıdır. Zaman atalarımızın ve dedelerimizin ruhlarını incitmeme ve onların emanetine sahip çıkma zamanıdır. Zaman küsmek yerine hataları gizleyip örtme zamanıdır. Zaman sorumluluk bilinciyle hareket etme ve acılara son verme zamanıdır. Zaman kin ve nefret ateşini söndürme ve gönülleri ortak paydada buluşturma zamanıdır. Zaman ayrılık tohumları ekenlere güçlü bir yoldaşlık türküsüyle haykırma zamanıdır. Zaman birbirimize ölüm kusmak yerine Anadolu’nun bereketli topraklarında yetişen türlü çiçekleri gönüllerden gönüllere sunma zamanıdır. Zaman acıları dindirmek için önce kendi kalbimize kardeşlik ağacını dikme zamanıdır. Zaman minik çocukları yetim bırakmak yerine anaların yüreklerine su serpme zamanıdır. Zaman yangına körükle gitmek yerine ateşe su döken olma zamanıdır. Zaman dirilme, uyanma ve bizlere umut bağlamış milletlere “Korkmayın, hüzünlenmeyin, biz yine buradayız, her zamanki gibi biriz, bütünüz, kardeşiz ve dimdik ayaktayız!” deme zamanıdır. Zaman birkaç yüz yıldır zillete mahkum olan İslam alemini bu kadim topraklardan yükselen kardeşlik nidaları ve adalet aşkıyla düştüğü yerden kaldırma zamanıdır.

Yüce Rabbimizin Maide Suresi sekizinci ayette dediği gibi “Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sakın ha sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır”.

Bu bilinç ve idrak içerisinde yaşamak ümidiyle selamlar, saygılar...

Giyasettin Eyyüpkoca

Bu Haberi Paylaş: