BAŞKANDAN

Bir paragrafta Türk-Rus İlişkileri

En büyük pazarımız ve ticari partnerimiz olan Rusya ile 24 Kasım 2015 tarihinde başlayan ve 27 Haziran 2016 tarihinde sona eren toplam 216 günlük ciddi bir kriz yaşadık. Geçen bu zorlu süreç sonunda en ağır biçimde etkilenenlerden birisi turizm sektörü olurken diğeri de iki ülke arasındaki derin ilişkinin oluşmasına en büyük katkıyı sunan Laleli oldu. Şöyle geçmişi hatırlarsak, bölgemizin 30 yıla yakındır birebir çalışmakta olduğu bu komşu ülkeye Kırım ve Doğu Ukrayna meseleleri sonucunda Batı’nın uyguladığı ağır dış yaptırımlar sürerken, ülkemiz bu yaptırımlara uymayacağını ve Rusya ile uzun yıllara dayanan dostane ilişkilerini eskisi gibi sürdüreceğini belirtmişti. Bu vefakar davranış sonucunda Rusya lideri Sayın Vladimir Putin’in ülkemiz ve cumhurbaşkanımız hakkında sarf ettiği övgü dolu sözleri sanırım hepimiz hatırlıyoruz. Bu işbirliği sürecinin sonrasında uçak krizi ile gerilen ilişkiler yine iki ülke liderlerinin devreye girmesiyle son buldu. Ancak ne yazık ki günümüz Türk-Rus ilişkileri hala uçak krizi öncesine dönememiş durumda. Yapılan iyi niyetli açıklamalar ve uygulamalar iki ülke arasındaki mevcut potansiyele ulaşmak adına yeterli değil. İlişkilerin ilk etapta eski günlerine sonrasındaysa hak ettiği yere ulaşması adına çok daha fazla efor sarf edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Birbirini her anlamda tamamlayan bu iki ülkenin gelişmesi ve büyümesi kesinlikle birbirlerinin çıkarınadır. Özellikle iki ülke liderinin birbirleri ile örtüşen frekans ve uyumları büyük bir fırsat olarak görülmeli ve eylemler hızlı bir biçimde hayata geçirilmelidir. Tarih boyunca özellikle Batılı ülkelerin stratejik oyunları sonrasında birbirini düşman olarak gören ve savaşan bu iki ülkenin bir arada hareket etme yönünde iradeleri son otuz yılda gelişmiş ve sonrasında hem Türkiye hem de Rusya için birçok fırsatlar barındırdığı ortaya çıkmıştır. Geçmişimiz farklı olsa da gelecekte ortak bir tarihe sahip olacağımız kesindir. Bu açıdan özellikle siyasi iradenin geçmişe takılmadan ve büyük bir gelecek vizyonuyla hareket etmesi ve özel sektörle birlikte kol kola verip Türkiye-Rusya arasındaki gelişime odaklanması oldukça önemlidir. Bu arada kıymetli üyelerimize ekonomi, dışişleri ve gümrük bakanlıklarımızın Türk-Rus ilişkilerine dönük hummalı bir çalışma içerisinde olduğu müjdesini vermekten mutluluk duyuyorum. Eminim ki, Sayın Vladimir Putin’in Ekim ayı içerisinde ülkemize yapacağı ziyarette atılacak önemli imzalar olacaktır. Yine bu ziyaret kapsamında İran ile benzer bir tercihli ticaret anlaşmasının imzalanmasına dönük çalışmalar son sürat devam etmektedir. Dünyada küresel dengeler değişirken gücün/etkinin yaşlanmış ve tükenmiş olan Batı’dan kopup, daha dinamik ve enerjik olan Doğu’ya doğru kaydığını görmemek imkansız. Türkiye de global strateji ve taktiklerini bu çerçevede hazırlamalı ve uygulamalıdır. Ancak burada Rusya tarafının da daha etkili ve hızlı hareket etmesi gerektiği de ayrı bir gerçektir. Özellikle Türk vatandaşlarına kriz sonrası uygulamaya konulan vize rejiminin Türk girişimcilerinin ve turist olarak Rusya’ya seyahat etmek isteyenlerin önünde engel olarak durduğunu belirtmekte yarar var. Süreç içerisinde bu sorunun da hallolacağına inanıyoruz. İki halk arasında gerçekleşen 100.000’e yakın evlilik bizleri birleştiren ayrı bir etken. Ayrıca Türk-Rus ilişkilerini olumsuz yönde etkileyen özellikle Suriye gibi çevre ülke meselelerinde en azından asgari müşterekte buluşarak iki dost ülke yoluna sorunsuz bir biçimde devam etmelidir. Mevcut işbirliği ve gelişim fırsatları oldukça önemlidir ve zaman geçmeden realize edilmelidir. Bu büyük potansiyel hayata geçirildiğinde bundan en kazançlı çıkacak taraf kardeş Türk ve Rus halkları olacaktır.  Siyasi erk ve idareciler koşullar ne kadar zorlu olsa da bu gücü ve iradeyi yılmadan ortaya koymalıdırlar. Bizler birbirine hasret iki halk olarak Hz. Mevlana’nın dediği gibi “Dün dünde kaldı, şimdi yeni şeyler söylemek lazım” diyor ve bu adımları sonuna kadar destekliyoruz. Geleceği inşa edecek bu iki ülkenin birlikte büyümek mi yoksa birlikte esaret altında yaşamak mı noktasında bir tercih ortaya koyması gerekmektedir. İnanıyorum ki bizler hep birlikte büyümek ve barışı hep beraber tesis etme yolunu seçeceğiz. Tıpkı son otuz yılda olduğu gibi.

Giyasettin Eyyüpkoca

Bu Haberi Paylaş: