BAŞKANDAN

Dünya Markası Çıkarmak

Ülkemizin 2023 yılı için ortaya koyduğu 500 Milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşabilmesi ve ekonomik kalkınması adına “markalaşma” kavramı büyük önem arz etmektedir. Bu anlamda özellikle son dönemde gerçekleştirdiğimiz ekonomik performansın markalaşma olgusu paralelinde seyrettiğini maalesef söyleyemiyoruz. Kurumsal anlamda şirketlerimiz dünya pazarlarına açılırken, marka yatırımlarını nedense göz ardı etmektedirler. Bu günübirlik yaklaşım, ülkemizin komşu pazarlardaki konjonktürel popülaritesinin yüksek olduğu dönemlerde risk içermiyor gibi görünse de dünyadaki ekonomik yapının sekteye uğradığı anlarda büyük ve derin çöküşleri mümkün kılabilmektedir. Bu noktada katma değeri yüksek, teknolojik ve kullanım kolaylığı sunan ergonomik ürünlere yatırım yapmamız, firma bazında getirdiği artıların yanı sıra ülkenin marka oluşumuna da direkt olarak katkı sağlayacaktır. Bu sayede firmanın marka bilinirliği artarken, ülkesel imaj da gelişme gösterecektir.

Ürün ve hizmette var olan farklılığın birey üzerinde oluşturduğu farkındalık olarak açıklayabileceğimiz “marka” kavramına bilinen ve güven duyulan bir marka oluşturmak yönünden baktığımızda, öncelikle ana hedef ve temanın doğru belirlenmesi gerektiğini görmekteyiz. Marka oluşumunun finansal bir aracı olan para unsurunu tam merkeze alır ve kazanç odaklı yaşarsak, markamız ne yazık ki çok uzun ömürlü olmayacaktır. Esas olan, büyük efor isteyen bu yol boyunca parayı ikinci planda tutmak ve hedefe markanın tüketici nezdindeki bilinç serüvenini oturtmaktır. Bu sayede uzun vadede marka/fiyat balansı yerleşecek ve gelir anlamında beklenilen seviyeye ulaşılacaktır. Burada arzulanan davranış bu geçiş dönemini sebatlı, dirayetli ve standartları azami seviyede koruyarak devam ettirmektir. Uzun soluklu ve yorucu olan “markalaşma” prosesi özellikle akademik kurumlarımızda doğru okunmalı ve firmalarımız bu konuda maksimum düzeyde bilinçlendirilmelidir.

Bu noktada karşılaşılan bir diğer handikapsa,  “marka” gelişimi düşünülen ülke ve pazarların basit doğrusal denklemler dışında tüm yönleriyle incelenmemesidir. Ürünlerinizi sunduğunuz pazarların kültürel, tarihsel ve siyasal gelişimini, bireysel ve karakteristik özelliklerini iyi analiz etmediyseniz o ülkede başarılı olma şansınız yoktur, olmayacaktır. Dünyanın global anlamda küçüldüğü ve bireyin ön plana çıktığı şu dönemde analitik bakıştan uzak, üstün körü belirlenen stratejik açılımlar faydadan öte zarar vermektedir. Atılan her adımın finansal maliyeti göz önüne alındığında, boşa harcanan her kuruşun firmanın ve ülkenin geleceğinden çalınan zaman ve para olduğu görülecektir. Bugün Laleli’nin geçmiş marka imajını tazeleme adına en azından Lasiad olarak bizlerin sarf ettiği çabalar düşünüldüğünde, istenen pozitif algı değişiminin ne kadar emek ve gayret isteyen bir süreç olduğu daha rahat anlaşılabilir. Bu temelden hareketle en azından dünya ölçeğinde bunu başarabilmiş firmaları incelemek, bizlere bir nebze olsun ışık tutmuş olacaktır. Ayrıca ülkemizde sayısı az olsa da var olan güçlü markalarımızın gelişim ve ilerleme hikayeleri küçük ve orta ölçekli firmalarımızın geleceğini önemli ölçüde aydınlatacaktır. Bizler Lasiad olarak 2023 yılına Laleli’den güçlü markalar çıkarmak hedefiyle hızla yol alırken bir yandan da Laleli’nin marka imajını güçlendiriyor,  bu sayede İstanbul ve son tahlilde Türkiye’mizi her anlamda daha ileriye taşımış oluyoruz.

Son olarak şunu söyleyebiliriz ki; ülkemizin marka anlamında güçlü, gerçekçi ve ilerici bir vizyona, çevresel faktörleri kapsayan, risk ve fırsatları gören derin bir misyona ve marka gelişiminin olmazsa olmazı diyebileceğimiz ulusal bir inovasyon politikasına acilen ihtiyacı vardır. Türk markalarının dünya liginde daha üst sıralarda yer alması ümidiyle saygılar sunuyor, sağlık, mutluluk ve esenlikler diliyorum.

Giyasettin Eyyüpkoca

Bu Haberi Paylaş: