BAŞKANDAN

Dünyanın Gidişatı Üzerine

Dünya’da özellikle Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesiyle birlikte başlayan bir gerginleştirme, kutuplaştırma ve ayrıştırma temelli siyasetin izdüşümlerine rastlıyoruz. Bu trendin bilinçli bir şekilde oluşturulma gayretini açık bir şekilde fark etmek mümkündür. Irkları, dinsel grupları ve ülkeleri birbirine karşı hareket etme ve gruplaşmaya sürükleyen bu anlayış maalesef günümüz dünyasında gitgide körüklenmektedir. Ticaret savaşları olarak başlayan ve akabinde göçmen karşıtlığı, işgallerin mazur görülüp tanınması, ülke yönetimlerinin zorla el değiştirmesi, dinsel mabetlerin saldırılara uğraması, ülke liderlerine alternatif yöneticilerin hukuksuz bir biçimde tanınması, baskılara direnen ülkelerin ekonomik saldırılara ve yaptırımlara uğraması gibi oldukça kuralsız ve agresif bir dönemi hep birlikte yaşamaktayız. Akıl tutulması denebilecek bu sistematik yapının bir müddet daha devam edeceği aşikar. Belirli bir güdümde hareket eden süper gücün ne yana çarpacağı ve bu durumun ne tür sonuçlar doğuracağını kestirmek imkansız. Dünyada denge mekanizmasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyulmakta. Sistemi zorlayan ya da karşı duran kim varsa yıkılıp geçilmek isteniyor. Eğer bir ülkenin enerji kaynakları fazlaysa oraya dönük siyasi, askeri ya da halk hareketleri organize edilip ülke alaşağı ediliyor. Sonuçta oralara ya kaynakların sömürülmesine olanak tanıyacak liderler yerleştiriliyor ya da kardeş kardeşe kırdırtılıp iç savaş ortamı oluşturuluyor. Dünyada aymazlığın ve kural tanımazlığın had safhada olduğu bir süreci hep birlikte izliyor, yaşıyoruz. Kudüs’ü ve kadim Filistin topraklarını işgal eden İsrail’in sırtı sıvazlanırken Müslüman coğrafyasında yepyeni planlar ve hesaplar yapılmakta. Arap Baharı’nın sancılarını üzerinden atamayan ülkeler tekrardan bir hengamenin içerisine sürüklenmekteler. Ülkelerin yumuşak karınlarını tespit eden kana susamış zalimler medeniyetleri acımadan yıkabiliyorlar. Kendilerinin kurdukları piyon örgütleri sahaya sürüp sonrasında onlara yaşattıkları acı mağlubiyetlerle yeni kahramanlar türetiyor, bunları silahlandırıp yeni çatışmaların hesaplarını yapıyorlar. Birbirini bilen ve anlayan aynı havanın, aynı toprakların çocukları üzerinde hain emeller kurgulayıp farklılıklar nezdinde yeni çatışmaları gözlüyorlar. Medeniyetsizlik ve vahşilik üzerine kurulu bu acımasız düzenin tek hedefi dünyayı yangın yerine çevirmek ve bu kargaşada kaynakları ele geçirmek.

Bu kıyım ve düşmanlık arzularına karşı gösterilecek yegane savunma ne silahla ne de mücadeleyle mümkündür. Bu saldırılara karşı gösterilecek direnç yalnızca birlik ve beraberlik ruhunu tüm fertlerin içselleştirilmesiyle gerçekleşebilir. Dili, dini ya da ırkı ne olursa olsun bu kanlı düzene direnmenin tek yolu insanlığımızı hatırlamak ve kardeşlik dilini daha çok kullanmak olacaktır. Farklılıkları zenginlik, kültürel değişkenleri kıymetli birer değer olarak görmek ve bunu yaşamın her alanına yansıtmak özellikle bu süreçte çok ama çok önem arz etmektedir. Tüm toplumsal birimlerin hoşgörü, anlayış, saygı ve sevgi çerçevesinde hareket etmesi, hüsnüniyet ve dostluk ekseninde bir felsefe geliştirmesi elzemdir. Gaflete düşülen, zafiyete uğranan en ufak bir boşlukta kana susamış caniler gözlerini kırpmadan ve de acımadan zehirli planlarını uygulamaya koyacaklardır. Birey ve toplum olarak uyanık olmalı, kardeşliğimizi sürekli zinde tutmalıyız.

Bizlerin beraberliği, kardeşliği, dostluğu, sevgisi ve gönül birliği bin yıllık bir elekten geçmiş ve bugünlere gelmiştir. Bu yüzden ne dağılır, ne boyun büker ne de diz çökeriz. Yapılan saldırılar bizlerin çelikten sinesinde tuz buz olur, planlayanların başına çöker, kurgularını ve hesaplarını yerle yeksan ederiz. Biz biriz, birdik, bir kalacak ve Türkiye olarak muhasır medeniyet yolumuza yılmadan, yorulmadan devam edeceğiz.

Bu dilek ve temennilerle sizleri selamlıyor, tüm işçi kardeşlerimizin 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutlarken, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramınızı gönülden kutluyorum.

Saygılarımla,

Gıyasettin Eyyüpkoca

Bu Haberi Paylaş: