BAŞKANDAN

Teknoloji ve yaşama dair

Bir an olsun yanımızdan ayırmadığımız mobil cihazlar son on yıl içerisinde yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası oluverdi. Özellikle internet hızında ve kullanımında yaşanan artış, gelişen ve yaşamımızı kolaylaştıran mobil aplikasyonlar, teknolojinin sürati, değişimi ve dönüşümü ile gelen yenilikler gündelik hayatımızı derinden etkiler oldu. Öyle ki başta yeni nesil olmak üzere birçok insan için internet bağlantısından uzak kalmak yaşamın dışına itilmekten farksız bir durum haline geldi. İletişim ve sohbetler internet tabanlı yapılırken, bayram kutlamaları, tebrikler ve diğer birçok özel paylaşımlar tek tuşla yüzlerce hatta binlerce kişiye anında ulaşır duruma geldi. Bu ilginç ve özünde yabancısı olduğumuz durumu öylesine içselleştirdik ki, insanlığın binlerce yıldır süregeldiği sıradan yaşam biçimini bile “eskiden internetsiz nasıl yaşıyor muşuz!” diyerek sorgular olduk. Duygunun, samimiyetin ve de içtenliğin olmadığı donuk telefon ekranlarında birbirimizin mutluluğunu ya da hüznünü sahte tebessüm, kahkaha ya da üzüntü ikonlarıyla paylaşır olduk. Ruh halimiz saniyeler içinde hatta anbean değişirken bunu küçük bir cihaza endeksleyerek yeni bir yaşam formatı oluşturuverdik. Dostlar, aileler, kardeşler, eşler ve özellikle çocuklar iletişimlerinin büyük bir kısmını bu mobil aletlere taşıyıverdi. Artık insanların konuşurken kardeşçe birbirlerinin gözlerine bakması ve yüreklerine dokunması o denli seyrek, o kadar uzak ki!  Kırk yıl hatırı olan bir kahve eşliğinde içten bir dost meclisinde hal hatır sorabilmenin kıymeti ölçülemez bir değer oluvermiş! Elimiz sürekli telefonlarda, gözümüz sürekli yeni bir şeyler aramakta! Bu alet koca bir göktaşı gibi yaşamımızın tam ortasına çöküp her şeyi bir anda alt üst ediverdi.

Daha çok iletişim, daha çok paylaşım ve daha çok sosyallik derken esasında hayattan gitgide koptuk, gerçeklerden uzaklaşıp paramparça olduk. Geldiğimiz noktada farkına varamadığımız ama içine düştüğümüz bu paradoks artık tıbbi bir hastalık mahiyetinde. Teknoloji bağımlılığı denen bu illet belki de birçoğumuzu kuşatmış durumda. Yaratanın eşsiz nakışlarıyla süslü şu muhteşem doğayı, kısacık ömrümüzün kıymetlileri olan ana-babamızı, evlatlarımızı, hayatı ve insanlığı anlamak bu küçük aletin içinde boğulmaktan katbekat değerli. Bunun için dibine kadar battığımız bu teknoloji mezarlığından kafamızı kaldırmak ve etrafımıza bakmamız gerek. Aksi halde hızla akıp giden ömrümüzün farkına varamadan, kendimizi sorgulayıp yaşamdan gerekli dersleri çıkaramadan şu alemden göçüp gideceğiz.

Kötü yanlarını saymazsak elbette teknoloji artık insanlığın ve yaşamın bir parçası. Bunu kabul etmeliyiz ancak onu abartılı bir biçimde önemsemek ve yaşamın içine entegre etmek yerine ölçülü ve düzenli kullanmak daha rasyonel bir davranış olacaktır. Özellikle sanayi ve ticaretin gelişimi açısından teknolojiden uzak durmak çağın gereklerine sırtını dönmekten farksız olacaktır. Kavramsal anlamda dilden dile dolaşan Endüstri 4.0 ve dijitalleşme konularında “gerçekçi” biçimde harekete geçmemiz oldukça önemli. Dünyayı yakalamak, daha rekabetçi ve öncü olmak istiyorsak bunu yapmaya mecburuz. Ülkemizdeki genç ve dinamik nüfusu akılcı bir biçimde bu alanlara yönlendirirsek başarılı olmamız kaçınılmazdır. Yaşamı kökünden değiştireceği söylenen 5G, robotik teknolojiler ve yapay zeka gibi teknolojik gelişmeleri ülkemizin gündeminde tutmazsak hem bugünü hem de geleceğimizi kaybedebiliriz. Gündemin içinde boğulan değil gündemi hatta gelecek parametreleri belirleyen bir Türkiye istiyorsak teknolojiye, amacını doğru belirlemek kaydıyla aralıksız ve sistematik bir biçimde yatırım yapmalıyız. Bugün doğan çocuklar belki de halihazırda icat dahi edilmeyen birçok farklı mesleklere sahip olacaklar. Bunu görmeli ve tüm planlarımızda bu gerçeği dikkate almalıyız. Değişim ve dönüşüm bu denli hızlıyken bu trendi ıskalamak yapılacak en büyük hatalardan olacaktır. Elbette tekniğe ve teknolojiye yönelirken insanlığımızı ve duyarlılığımızı kaybetmememiz gerektiğini asla unutmamalıyız.

18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü’nde bu vatan uğruna kanlarını döken ve canlarını düşünmeden veren aziz şehitlerimizi rahmetle ve minnetle anıyor, ruhlarının şad olmasını diliyorum. Ayrıca ülkemiz ve tüm dünyadaki kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyor kadının toplum içerisinde hak ettiği yere bir an evvel ulaşması temennisiyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Giyasettin Eyyüpkoca

Bu Haberi Paylaş: