BAŞKANDAN

Biz kimiz, neyiz?

Gelişen dünyada birçok kavram birbiriyle iç içe geçiverdi. Siyaset ekonomiden, ekonomi konjonktürel ve jeopolitik gelişmelerden bağımsız düşünülemez oldu. Öyle ki değişkenlik gösteren politik ortam bölgeleri, sektörleri hatta ülkelerin finans mekanizmalarını anbean etkiler oldu. Pragmatik küresel siyaset gizlenmekten vazgeçip tüm vahşiliğini açık seçik ifşa eder oldu. Ekonomik pastadan azıcık daha fazla pay kapmak isteyen ülkelerin saldırganlığı adeta birbirini yıkıp ezercesine sürüp gidiyor. Bu oyun insanı ve insanlığı kenara itmiş durumda. Dünya bir kişinin 280 karaktere sığdırabileceği cümlelere, hakaret ve tehditlere kilitlenmiş gidiyor.

Her şey o denli kırılgan ve de naif ki! Bu hengame içerisinde kimse başını kaldırmıyor, kimse neler olup bittiğiyle ilgilenmiyor. Kurulu sistem tüm cazibesiyle meczuplarını esir almış durumda. Amansız bir yarışın içerisindeyiz. Bir adım önde olmak için canhıraş mücadele var. Akıl, izan, düşünce ve nizam unutulmuş. Kuralsızlık ve acımasızlık üzerine kurulu sistem yüzyılların emeğini bir anda yutup gidebiliyor. Dünya üç beş aymazın ağzından çıkacak sözlere kilitlenmişken adalet terazisinin küfeleri işlerine geldiği gibi işliyor. Haklının haksız, haksızın haklı olabilmesi her an mümkün. Mazlum bağırıyor, çağırıyor, avazı çıktığı kadar çığlık atıyor ama kulaklar tıkalı. Dünya tarihi belki de hiç bu kadar yıkımla yüzleşmedi. İnsan hafızası nisyanın en diplerinde gezinmekte. Her gün değişen küresel meseleler bize unutmaya hazır olduğumuz yeni ve içi boş gündemler yükleyip boşaltıyor. Beynimiz emanet, zihnimiz sönmüş, akıllar tutuk, gözler kör, diller lal. Görüyor susuyoruz, sustuklarımıza kahrolmuyoruz. İçimizin yangını çoktan sönmüş, ne köz var ne kül. Dünyayı bu haliyle özümsemiş ve kabullenmişiz. Halbuki yoksullar, fukara ve çaresizler büyük beyaz gözlerini bizlere dikmiş beklemedeler. Yönümüzü medeniyet deyip zalimlere, sırtımızı ise mazlumlara dönmüşüz. Bitmek bilmeyen şikayetlerimizin sebebi belki de bundan. Ses vermek bir yana unutmuşuz, ezileni görünce güler olmuşuz. Dilimizde Akif’in “bir zamanlar biz de millet hem nasıl milletmişiz, gelmişiz dünyaya milliyet nedir öğretmişiz” mısraları, ruhumuzda hayranı olduğumuz küresel kifayetsizler. Bu halimize kızmıyor, sitem bile edemiyoruz. Uyurken koşmaya çalışan cılız bir divaneden farksızız. “Bize ne oldu böyle?” diye söylenen boş lakırdılar karanlık ve ıssız sokaklardan göğe uçuyor ama uzanıp tutamıyoruz. İrkilmek, silkinmek ve ayağa kalkmaktan o kadar uzağız ki! Kendimize gelmemiz sanki yüzyıllar alacak gibi. Neden, nasıl diye ruhumuzda bir tını gezinmeli. Duymaktan kaçındığımız mazlum iniltileri beynimizi patlatan fısıltılara dönüşemiyor. Bu iğne, bu çuvaldız bir türlü bize batmaz oldu. Belki azıcık canımız yanmalı, tıpkı baygının yediği sille gibi. Ah bir kendimizi bilsek bir tanısak ceddimizi. Ne işi vardı Viyana kapılarında gencecik yiğitlerin, neydi dertleri? Kale surlarında kanayan, parçalanan eller ve tırnaklar ne için kim içindi? Evde bırakılan körpe gelinler, yetimler ve gözü yaşlı anaların muradı neydi?

Ruhumuzda bir tılsım var ki eskimez, solmaz. Üzeri tozla kaplansa da bir üflemeyle parıldar tıpkı ilk günkü gibi. Dünyaya acımasız bir zıpkın gibi çökmüş kanlı elleri durduracak yine bu kadim millettir. Omuz omuza vermiş parmaklar bir olacak ve tıpkı çelikten bir yumruk gibi acımasızlık düzenini tarihe gömeceklerdir. Vakti zamanı geldiğinde kendinden de, candan da canandan da geçmeyi bilenler biziz. 82 milyonluk devasa kalenin tuğlalarıyız biz. Ne yorulur, ne yıkılır ne de devriliriz. Kurulan sinsi planları bozacak, kirli oyunları yıkacak bir ruh var ölmeyen. Bir ruh ki çelikten ve ateşten kalkan olur Fırat kenarlarına. Sonra uzanır şefkatli ama bir o kadar da çetin bir zeytin dalı. Ve ardından şahlanır pınarlardan barış türküleri, şehadete yürüyen aslanların kulakları sağır eden ayak sesleriyle. Vatan sağ olsun diyenlerin aşkıyla tüm hileler terse döner, bozulur dengeler, kırılır alçaklığa, fitneye ve ahmaklığa kalkan kadehler. Ve on maddelik bir anlaşmayla kabus olur hainlerin bin yıllık kardeşliği bozma hayalleri. Güzel ülkemizin ve eşsiz milletimizin yolu ve bahtı her daim açık olsun. Gelecek biziz. Biz geleceğiz. Biz Türkiye’yiz. Biriz, birliğiz, kardeşiz.

Gıyasettin Eyyüpkoca

Bu Haberi Paylaş: