politika HABERLERi

Standard Post with Image

Türkiye ve Cezayir ortaklığında Adana'da petrokimya fabrikası kurulacak

Cezayir Enerji Bakanı Muhammed Arkab, Türkiye ve Cezayir'den şirketlerin ortaklığında Türkiye'de bir petrokimya fabrikası kurulacağını açıkladı. Türkiye-Cezayir İş Forumunda AA muhabirine açıklamada bulunan Bakan Arkab, Cezayir milli enerji şirketi Sonatrach ile Türkiye'den Rönesans Holding ortaklığıyla Adana'da bir petrokimya fabrikasının kurulacağını belirtti. Projenin inşaatının yaklaşık 2 yıl sürmesini beklediklerini kaydeden Arkab, 2022 yılının temmuz ayında fabrikanın üretime geçeceğini söyledi. Arkab, Sonatrach'ın, sanayide sıklıkla kullanılan polipropilen maddesinin üretiminde ham madde olarak kullanılmak üzere bu fabrikaya 450 ton propan gazı tedarik edeceğini ifade etti. Maliyetinin 1,4 milyar dolara ulaşması beklenen projenin yüzde 66'sının Rönesans Holding'e yüzde 34'ünün ise Sonatrach'a ait olacağını açıklandı. Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu tarafından düzenlenen Türkiye-Cezayir İş Forumu, Türkiye ve Cezayir arasında ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini hedefliyor. Kaynak: https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/turkiye-ve-cezayir-ortakliginda-adanada-petrokimya-fabrikasi-kurulacak/1714901
Devamını Oku
Standard Post with Image

Kraliçe 2. Elizabeth Brexit yasasına onay verdi

İngiltere'nin 31 Ocak'ta AB'den resmen ayrılmasının hukuki temelini teşkil eden tasarı, Kraliçe'nin onayıyla yasalaşarak yürürlüğe girdi. Tasarı parlamentonun alt kanadı Avam Kamarasından hızla geçmiş, Lordlar Kamarasında ise bazı değişikliklere uğrayarak geri gönderilmişti. Başbakan Boris Johnson, Avam Kamarasındaki çoğunluğunu kullanarak değişiklikleri iptal etmiş ve tasarıyı yeniden Lordlar Kamarasına yollamıştı. İngiltere ile AB arasında varılan Brexit anlaşmasına göre, ülke 31 Aralık'a kadar fiilen birliğin üyesi kalacak ancak siyasi karar mekanizmalarında yer almayacak. Bu geçiş döneminde taraflar kapsamlı bir serbest ticaret anlaşmasına varmak için müzakere yürütecek. İngiltere'nin geçiş dönemini uzatmak istemesi halinde en geç haziran ayında talepte bulunması gerekecek. Ancak Johnson hükümeti, uzatma talep etmeyeceğini ve bir anlaşmaya varılsa da varılmasa da ülkeyi AB'den 31 Aralık'ta bütünüyle ayıracağını ilan etmiş bulunuyor. İngiltere 2016'da yapılan AB referandumunda yüzde 48'e karşı yüzde 52 ile Brexit kararı almıştı. Kaynak: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/kralice-2-elizabeth-brexit-yasasina-onay-verdi/1711599
Devamını Oku
Standard Post with Image

Bakan Varank'tan yerli teknolojiye tam destek

Dudullu Organize Sanayi Bölgesi'nin içerisinde yer alan Boğaziçi Üniversitesi'nin BÜDOTEK Teknopark'ında incelemelerde bulunan Bakan Varank, yazılım, lojistik, kimya teknolojileri gibi çeşitli alanlarda üretim yapan C/S Enformasyon, Netoloji, Ekol ve Anker Kimya firmalarını ziyaret etti. Bakan Varank'a, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmed Özkan ve BÜDOTEK Teknopark Genel Müdürü Bülent Üner de eşlik etti. Şirket sahipleri ve çalışanlarıyla sohbet eden Varank, şirketlerin faaliyetleriyle ilgili bilgi aldı. Varank, BÜDOTEK Teknopark'ta otonom toplu taşıma aracı yazılımıyla ilgili çalışmalar yapan Adastec firmasının otonom hale getirdiği aracı da inceledi. Teknopark ziyaretinin ardından Varank, Dudullu Organize Sanayi Bölgesi'nde yer alan ve 60 yıldır elektrik motoru üretimi yapan GAMAK firmasının fabrikasını ziyaret ederek motor üretim safhalarıyla ilgili bilgi aldı. - "ELEKTRİK MOTORUNDA YERLİLİK ORANI YÜZDE 70-90 ARASINDA" Bakan Varank, GAMAK ziyaretinde yaptığı konuşmada, GAMAK Motor'un Türkiye'de elektrik motoru üreten, köklü bir geçmişi olan üretim tesislerinden bir tanesi olduğuna dikkati çekerek, "Buradaki elektrik motorlarının yerlilik oranları yüzde 70-90 arasında değişiyor ve bu tesiste son teknoloji yüksek verimli elektrik motorları üretilebiliyor. Elektrik motorları, sanayinin tamamında kullanılan temel bileşenlerden bir tanesi. Makine teçhizatlarının içinde, diğer sanayi ürünlerinin tamamının içinde elektrik motorları var." dedi. GAMAK'ın geliştirdiği kabiliyetlerle hem yurt içindeki motor ihtiyacının önemli bir kısmını karşıladığını hem de yurt dışına ihracat yaptığını belirten Varank, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu edindikleri tecrübe vesilesiyle burada yeni bir üretim de yapmaya başladılar. Rüzgar gülü dediğimiz rüzgar santrallerinin jeneratörlerini de bu tesiste üretiyorlar. Global ve tescilli markalara jeneratör üretimi yapıyorlar. 4 megavatlık jeneratörleri yerli ve milli olarak üretebiliyorlar. Kendi dizaynları olan 5 megavatlık jeneratörleri de üretmek için ise kolları sıvadılar. Bu ziyaretimden ziyadesiyle memnun kaldım. Özellikle elektrik motorlarıyla ilgili dünyada önemli bir ihtiyaç var. Teknoloji ve sektörler dönüşüyor. Böyle bir tesisin bizim ülkemizde yerli ve milli olarak üretim yapması beni gerçekten mutlu etti. Bu kabiliyetimizi hem ben görmüş oldum hem de bundan sonra Türkiye'de sanayi, yerlileşme ve Milli Teknoloji Hamlesi ile ilgili buradaki elektrik motoru kabiliyetlerimizden faydalanacağız." GAMAK Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Mustafa Altındağ da 1960 yılında kurulduklarını ve o günden bu yana her yıl yeni ve daha büyük kapasiteli motorlar ürettiklerini dile getirerek, "Jeneratör tarafına da geçtik. Bundan sonra daha çok yatırım yapmayı planlıyoruz. 2020-2021 yatırım planlarımız devam ediyor. İnşallah daha yüksek kapasiteli ve verimli motorlar yapmaya devam edeceğiz." diye konuştu. Kaynak: https://www.superhaber.tv/bakan-varanktan-yerli-teknolojiye-tam-destek-haber-253053
Devamını Oku
Standard Post with Image

Bakan Albayrak: Merkez Bankası FED kadar bağımsız

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, İsviçre'nin Davos kentinde 50'nci Dünya Ekonomik Forumu kapsamında düzenlenen "Küresel büyüme gündemini şekillendirme" başlıklı oturumda, Türkiye'nin bilançosunun çok kuvvetli ve rekabetçi olduğunu söyledi. Avrupa Birliği'nde kamu borcunun milli gelire oranının yaklaşık yüzde 90 seviyesinde olduğunu, bu oranın Türkiye'de ise yüzde 32'lerde seyrettiğini anımsatan Bakan Albayrak, Türkiye'nin AB'nin Maastricht Kriterleri'nde belirlenen değerleri yerine getirdiğini anlattı. Türkiye'de özel sektörün özellikle son 25 yılda ihracat kapasitesini çok rekabetçi hale getirdiğini vurgulayan Albayrak, Türkiye’de bankacılık sektörünün de oldukça iyi durumda olduğunun altını çizdi. Albayrak, Türkiye'nin güçlü bir bilançoya, büyüme kapasitesine, rekabetçi özel sektöre, yüksek ihracat kapasitesine ve genç nüfusa sahip olduğunu sözlerine ekledi. Türkiye'de son yıllarda Gezi Parkı, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişimi gibi olaylar yaşadığını anımsatan Albayrak, Türkiye'nin Suriye, Irak ve İran'a komşu olduğunu, DAEŞ, YPG, PKK, PYD gibi terör örgütleriyle ciddi biçimde mücadele ettiğini vurguladı. Türkiye reformlara devam edecek Albayrak, Türkiye'nin geçmiş tecrübelerinden çok şey öğrendiğini ve 2018 yılında yeni Cumhurbaşkanlığı Sistemi'ne geçtiğine dikkati çekti. Türkiye’de özellikle son bir yılda kur istikrarı sağlandığını ve ihracat performansının iyileştiğini kaydeden Albayrak, ekonominin cari fazla verdiğini anlattı. Özel sektörün daha rekabetçi olması için uygun koşullar sağlamaya çalıştıklarını belirten Albayrak, "Hükümet, son 16 yılda altyapı, ulaşım, telekomünikasyon ve enerji alanına dev yatırımlar yaptı." dedi. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın ABD Merkez Bankası FED kadar bağımsız olduğunu vurgulayan Bakan Albayrak, "Merkez Bankası'nın tek sorumluluğu fiyat istikrarını sağlamak değildir. Merkez Bankası aynı zamanda finansal istikrarı da sağlamalıdır. Çünkü gelişmekte olan ekonomilerin büyümeye, istihdamı ve yatırımları artırmaya ihtiyacı vardır." yorumunu yaptı. Albayrak, Türkiye'nin ekonomik reformlara devam edeceğini de sözlerine ekledi. Kaynak: https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/bakan-albayrak-merkez-bankasi-fed-kadar-bagimsiz/1711536  
Devamını Oku
Standard Post with Image

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg: Türkiye'nin NATO üyeliğinin önemini anlamak zorundayız

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye'nin çok önemli bir NATO müttefiki olduğunu belirterek, "Türkiye'nin NATO üyeliğinin önemini anlamak zorundayız." dedi. Stoltenberg, İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen 50'nci Dünya Ekonomik Forumu'nda "NATO'nun Geleceği" başlıklı oturumda konuştu. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun da katıldığı oturumda, Türkiye'nin S-400 hava savunma sistemi tedariki ve NATO'nun siber tehditlere karşı hazırlığı gibi konular ele alındı. "Sorunu çözmek için her şeyi yapmaya hazırız" Stoltenberg, Türkiye'nin F-35 uçakları ile S-400 sistemlerine sahip olmasına yönelik endişelerle ilgili çalışma grubu oluşturulması önerisine ilişkin kendisinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ve Çavuşoğlu'yla konuya dair görüşmeler yürüttüğünü anımsattı. Genel Sekreter Stoltenberg, "Biz bu sorunu çözmek için elimizden gelen her şeyi yapmaya hazırız." dedi. "Türkiye çok önemli bir NATO müttefiki" S-400 konusunun NATO bağlamında çözülmesi gereken sorunlardan biri olmayı sürdürdüğüne işaret eden Stoltenberg, "Ancak Türkiye birçok nedenden ötürü çok önemli bir NATO müttefiki. NATO misyon ve operasyonlarına katkı sağlayan Türkiye, aynı zamanda DEAŞ'a karşı elde ettiğimiz başarıda çok önemli rol oynadı." şeklinde konuştu. Stoltenberg, DEAŞ'a karşı mücadelede Irak ve Suriye'ye komşu olan Türkiye'nin altyapı ve üslerinin kullanıldığına dikkati çekerek, "Türkiye'nin NATO üyeliğinin önemini anlamak zorundayız." ifadesini kullandı. Siber saldırı 5'inci maddeyi tetikleyebilir Mevcut teknolojik gelişmelerin savaşın doğasını tam olarak nasıl değiştirdiğini anlamanın güç olduğunu dile getiren Stoltenberg, bu bağlamda NATO'nun üst düzey teknolojiye ciddi yatırım yaptığını vurguladı. Stoltenberg, ittifakın özellikle siber savunmaya büyük önem verdiğine işaret ederek, siber saldırının müttefiklere ortak savunma taahhüt eden 5'inci maddeyi tetikleyebileceğini anımsattı. NATO'nun siber savunma alanında kendini geliştirmeye devam edeceğinin altını çizen Stoltenberg, DEAŞ'la mücadelede de siber savunmanın önemli rol oynadığını kaydetti. Stoltenberg, güvenlik sınamalarının öngörülemediği bir dönemde 70 yıldır barışı muhafaza eden NATO'nun daha fazla önem taşıdığını söyledi. Kaynak: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/nato-genel-sekreteri-stoltenberg-turkiyenin-nato-uyeliginin-onemini-anlamak-zorundayiz/1711411
Devamını Oku
Standard Post with Image

Bakan Pekcan: Türkiye’de yatırım yapmayı düşünen dünya çapındaki firmalardan randevu talepleri oldu

Ticaret Bakanı Pekcan, "Türkiye’de yatırım yapmayı düşünen dünya çapındaki bazı firmalardan randevu talepleri oldu. General Electric'in zaten yatırımları var, onlardan talep geldi. P&G ve Alibaba'nın da görüşme talepleri var." dedi. İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen 50'nci Dünya Ekonomik Forumu'nda temaslarını sürdüren Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, televizyon kanallarının, forum kapsamındaki görüşmeleriyle ticaret konusundaki sorularını yanıtladı.  Pekcan, ticaret savaşlarının jeopolitik gerginliklerin arttığı bu dönemde dünya ekonomisinin geleceğinin tartışılması açısından söz konusu toplantıların çok anlamlı olduğunu belirterek, kendilerinin de bu platformları ikili görüşmeler için bir avantaj olarak gördüklerini söyledi. Davos'ta Güney Kore Ticaret Bakanı, Malezya Ticaret ve Sanayi Bakanı, Endonezya Ticaret Bakanı, Meksika Ekonomi Bakanı, Pakistan uluslararası anlaşmalardan sorumlu Başbakan Başdanışmanı ile görüşeceğini ifade eden Pekcan, yarın da Hollanda, İsviçre, Güney Afrikalı bakanlarla görüşmelerinin olacağını bildirdi. Pekcan, ikili ticaret için bu görüşmelerin son derece önemli olduğunu dile getirerek, "Ayrıca, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) Bakanlar Toplantılarına, panellere katılacağız. Kalkınma İçin Yatırımların Kolaylaştırılması Paneli'ne, bakanların e-ticaret konusunda bir bildiri yayınlaması doğrultusunda düzenlenecek panele katılacağız." diye konuştu. Aynı zamanda Türkiye'de yatırım yapmayı düşünen dünya çapındaki bazı firmalardan randevu talepleri olduğuna dikkati çeken Pekcan, "General Electric'in zaten yatırımları var, onlardan talep geldi. P&G ve Alibaba'nın da görüşme talepleri var." ifadelerini kullandı. Pekcan, Türkiye'nin tam bir fırsatlar ülkesi olduğunu belirterek, şöyle konuştu: "Türkiye, ticaret savaşlarının olduğu bu dönemi çok iyi değerlendirdi. İş dünyamızın ne kadar dinamik olduğunu da biz burada görmüş olduk. Türkiye'de mevcut uluslararası yatırımcılarımız var. Bunlar Türkiye'deki potansiyeli çok daha iyi görüp değerlendirebildikleri için yeni yeni yatırımlara giriyorlar ve kapasite artışına gidiyorlar. Esasında bunlar uluslararası platformlarda ve kendi ülkelerinde bir nevi Türkiye'nin elçisi de oluyorlar." "Ticarette korumacılık önlemine tabi hacim 10 kat arttı" Ticaret savaşlarının son dönemde artış gösterdiğini ifade eden Pekcan, bunlar nedeniyle küresel ticari yatırımların azaldığını, belirsizliklerin arttığını, bundan bütün dünya ekonomisinin etkilendiğini dile getirdi. Pekcan, korumacılık önlemlerine tabi ticaret hacminin 2017'de 79 milyar dolar olduğu bilgisini vererek, şöyle devam etti: "Korumacılık önlemlerine tabi ticaret hacmi Ekim 2019 itibarıyla 747 milyar dolara yükselmiş, 10 katına yakın bir artış var. Türkiye açısından değerlendirildiğinde, 2017'deki ticaret politikaları önlemlerine tabi ihracatı 853 milyon dolar. 2018'de bu rakam 7,2 milyar dolara, 2019'da 10,8 milyar dolara çıktı ancak dünya böyle bir trendde iken Türkiye olarak çok başarılı bir sene geçirdik. Geçen yıl yüzde 2,04 artışla 180,5 milyar dolar ihracat gerçekleştirdik. DTÖ'nün Eylül 2019 sonu itibarıyla açıkladığı verilere göre, dünyada en büyük ihracatçı 50 ülkenin ihracatının ortalama yüzde 2,7 azaldığını görüyoruz. Türkiye'de ise aynı dönemde ihracatta yüzde 2,6 artış var. Biz dünya sıralamasında artış oranı bakımından 7'nci, değer bakımından da 5'inci sıradayız. Bu konjonktürü pozitife çevirmek için fırsatlarımız olduğuna inanıyoruz ve iş dünyamızla beraber bunları değerlendirmeye çalışıyoruz." "Ocağın 20 gününde ihracatta yüzde 3 artış" Bakan Pekcan, ihracat için yeni pazarlar, yeni ihracatçılar ve yeni ürünleri hedef aldıklarını, aynı zamanda da ülkenin mevcut pazarlardaki konumunu daha da güçlendirme konusunda kararlı olduklarını belirterek, "2019 ihracatının yaklaşık yüzde 49'u Avrupa Birliği'ne (AB) gerçekleştirildi. AB'ye ihracatımız binde 8 azalmasına rağmen, değer bazında 14,6 milyar dolar ticaret fazlası verdik. Bir önceki sene bu 3,9 milyar dolardı. Yani AB'ye ticaret fazlamızı 3,7 kat artırdık. Bunun dışında en çok ticaret artışı yüzde 10,8 ile Kuzey Afrika'ya, yüzde 12,4 ile diğer Afrika ülkelerine, yüzde 7,5 ile Orta Amerika ve Karayipler'e yönelik gerçekleşti. Bu yıl da ihracata iyi bir performansla devam edeceğiz. Ocak ayının ilk 20 gününde ihracatta yüzde 3 artış var, sonuna doğru neler olacağını hep beraber göreceğiz." ifadelerini kullandı. Pekcan, AB ile Gümrük Birliği Anlaşması'nın revize edilmesine yönelik yürütülen görüşmelere ilişkin bir soru üzerine de şunları kaydetti: "Aslında AB ile bizim Gümrük Birliği Anlaşmamızın güncellenmesi biraz gecikti. Sadece Türkiye için değil, AB için de gecikti. Artık AB'nin de Türkiye'nin de üçüncü ülkelerle çok daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmaları mevcut. 2016'dan beri Avrupa Komisyonu, Avrupa Konseyinden yetkilendirme bekliyor. Neden bekliyor? Bazı siyasi çekişmeler nedeniyle kimi ülkeler bu güncellemenin başlanmasını önlüyor ama ben artık AB'nin de buna farklı gözle bakacağını, siyasi sorunların başka mecralarda çözülmesi gerektiğini ama ekonomik ve ticaretin önündeki engellerin bir an önce kaldırılmasının hem AB ülkeleri için hem Türkiye için artık bir zorunluluk olduğunu görüyorum. Aralık ayında AB Komisyonu ticaretten sorumlu Komiseri Phil Hogan ile bir araya geldik, çok verimli, çok pozitif bir toplantı gerçekleştirdik. Kendilerinin de bizimle aynı görüşleri paylaşıyor olmasından son derece memnun kaldık. Artık siyasi çekişmeleri başka bir mecrada değerlendirmeli, ekonomik gelişmelere kaldığı yerden devam etmeliyiz. 2020'de de bu konuda adım atacağımıza inanıyorum." "ABD ile ek vergileri tek taraflı kaldırmamızı kimse beklemesin" ABD'nin Mart 2018'de demir-çelik ve alüminyuma yüzde 25 ve yüzde 10 ek vergi getirdiğini, daha sonra da bunu iki katına çıkardığını anımsatan Pekcan, mütekabiliyet gereği kendilerinin de ABD'ye bazı ürünlere DTÖ kurallarına uygun ek vergi getirdiklerini hatırlattı. Pekcan, ek vergi getirirken de sanayicilerin çok fazla etkilenmemesi için özel dikkat gösterdiklerini ifade ederek, "Tütüne, viskiye, çeltiğe, otomotive ek vergi getirirken, bunun yanında ceviz, badem, kaju fıstığına da getirdik. ABD, getirdiği ek vergileri kaldırdığı anda biz de kaldırmaya hazırız ama tek taraflı kaldırmamızı kimse beklemesin." diye konuştu. Türkiye ile ABD arasında çok inişli-çıkışlı bir 2019 yılı yaşandığını ancak bundan ticaret hacminin etkilenmediğini vurgulayan Pekcan, "Biz, mevcudun korunmasından ziyade ne kadar artırabiliriz, onun çalışmasını yapıyoruz. Bizim 100 milyar dolar hedefimizle ilgili sektörel bazda yaptığımız çalışmalar, yol haritaları, ölçek ekonomisi sektörün bakış açısını değiştirdi. Şu anda benim Bakan Yardımcılarımdan Tuna Turagay ABD'de iş dünyasıyla beraber ve 'Fırsatları nasıl değerlendirebiliriz' konusu üzerine çalışıyoruz." dedi. ABD Başkanı Trump'ın "Çin ile ikinci aşama görüşmelerini yapacaklarını ve tarifelerin bunun ardından kaldırılabileceği"ne yönelik sözlerine ilişkin görüşlerinin sorulması üzerine de Pekcan, şu değerlendirmede bulundu: "Dünya ticareti açısından baktığımızda bu esasında olumlu bir gelişme. Zaten ticaret savaşlarında ABD'nin Çin'e uyguladığı tarifelerin toplamı 370 milyar dolar. Çin'in ABD'ye uyguladığı vergilerin toplam ticaret hacmi 110 milyar dolar. Sadece Çin ile ABD'nin birbirine uyguladıkları 480 milyar dolar civarında. Dolayısıyla bu, dünya için de yeni bir motivasyon, küresel ekonomi için pozitif katkıları olacaktır ama biz Türkiye olarak her halükarda dezavantajı nerede avantaja çevirebiliriz, buna çalışacağız." "Yeni Rekabet Kanunu'nda taslak çalışma hazır" Bakan Pekcan, iç ticarete ilişkin sorular üzerine de yeni bir düzenleme müjdesi verdi. Pekcan, "Rekabet Kanunu ile ilgili çalışmamızı bitirdik. Uluslararası yatırımcıların Türkiye'ye çekilmesi açısından da çok önemli bir taslak çalışmasını tamamlamış bulunuyoruz." diye konuştu. Kaynak: https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/bakan-pekcan-turkiye-de-yatirim-yapmayi-dusunen-dunya-capindaki-firmalardan-randevu-talepleri-oldu/1710222
Devamını Oku
Standard Post with Image

Bakan Dönmez: 2030'da Türkiye'de 1 milyonun üzerinde elektrikli otomobil olacağını öngörüyoruz

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dönmez, "Yerli elektrikli otomobillerle birlikte 2030'da Türkiye'de 1 milyonun üzerinde elektrikli otomobil olacağını öngörüyoruz." dedi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, AA Editör Masası'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sözlerine, Mısır polisinin AA Kahire ofisine yaptığı baskını kınayarak başlayan Dönmez, "Yaşanan bu olayı şiddetle kınıyoruz. Antidemokratik rejimlerin olduğu ülkelerde basın özgürlüğünün olmadığını bir kez daha görmüş olduk. Geçmiş olsun diliyor ve inşallah en kısa sürede gözaltındaki AA çalışanlarının özgürlüklerine kavuşmalarını temenni ediyorum." ifadelerini kullandı. Geçen yıl enerjide hedeflerin yakalandığını dile getiren Dönmez, elektrikte 3 bin 600 megavatlık kurulu güç ilave edildiğini söyledi. Dönmez, 2000'li yılların başında 30 bin megavat olan kurulu gücün 2019'da 91 bin 300 megavata ulaştığına dikkati çekerek, "Üretim ve tüketim miktarımız da arttı. Yerli ve yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretim oranını yüzde 62'ye taşıdık. Elektrik Üretim AŞ'nin portföyüne kattığı 7 mobil santral söz konusu. Burada 2 tırla her bir santrali, Anadolu'nun herhangi bir yerine 24 saatte kurabilecek imkana sahip olduk. Enerji naklinde kesintiler, kopmalar olması durumunda afetin olduğu bölgede vatandaşlarımızı daha fazla elektriksiz bırakmamak için böyle bir tedbire başvurduk." diye konuştu. "Avrupa'ya gaz göndermeye hazırız" Geçen yıl güneş santrallerine yönelik çatı cephe uygulamarında da yeni bir kurgu yapıldığını anlatan Dönmez, bundan sonra vatandaşların ev ve iş yerlerinde çatı ve cephelerini değerlendirebileceğini ifade etti. Dönmez, Doğu Akdeniz'de 2 sismik ve 2 sondaj gemisiyle faaliyetlerin sürdürüldüğünü anımsatarak, şöyle devam etti: "Geçen yıl deniz üstü 4 sondajımızı tamamlamış olduk. TANAP gibi son yılların mega projelerinden birinin açılışını yaptık. 2018'de Eskişehir'e kadar olan etabı açmıştık. Geçen yıl 30 Kasım'da da Edirne'ye kadar taşımış olduk. Bundan sonra gaz göndermeye hazırız, yeter ki Avrupalı komşularımız kendi bölgelerindeki doğal gaz boru hattını tamamlasınlar. 2020 sonlarına doğru orada da gaz akışı başlayabilir diye düşünüyoruz." Bakan Dönmez, doğal gaz depolamaya yönelik adımların da atılmaya devam edildiğini belirterek şöyle dedi: "Geçen yıl itibarıyla sisteme günlük gönderilebilecek doğal gaz miktarı 318 milyon metreküpe çıktı. Günde en fazla 250-260 milyon metreküp gaz tüketiyoruz. Bunun üstünde bir girişle altyapı güçlenmiş oldu. Doğal gazda artık arz güvenliği sorunu kalmamıştır. Bir taraftan da yeni ilçelere ve yerlere gaz götürüyoruz. 2019'da 550 ilçeye ulaştık. Ülke nüfusunun 60 milyonluk kısmı gaza erişebilir hale geldi. 52 milyonluk kısmı da fiilen gaz kullanıyor. Plan, program dahilinde tüm ilçelerimize gaz götürmeyi planlıyoruz. Nüfusu görece yüksek olandan başlayarak iletim hatlarımıza yakınlığını, tüketim potansiyelini dikkate alarak öncelik sıralamasıyla doğal gaz konforundan tüm vatandaşlarımızın yararlanması için gereken hazırlıkları yapıyoruz."  Petrol üretiminde son 20 yılın rekorunun kırıldığına işaret eden Dönmez, üretimin günlük ortalama 50 bin varile yükseldiğini bildirdi. Dönmez, Ceyhan'da 1 milyar doları aşkın polipropilen yatırımı olacağını vurgulayarak, ikinci ürünlerdeki ithalatın azaltılmasının da hedeflendiğini söyledi. Maden sektörü ve altın Geçen yıl madende 1 milyon metre arama amaçlı sondaj yapıldığına dikkati çeken Dönmez, madende üretimin olduğunu ancak bazı madenlerin ithal edildiğini anlattı. Dönmez, maden ve ham madde ithalatının yaklaşık 27 milyar doları bulduğunu, sektörde net dış ticaret açığının ise 20 milyar dolar olduğunu söyledi. Bakan Dönmez, geçen yıl 38 ton altın üretimiyle rekor elde edildiğini belirterek şunları kaydetti: "Son 20 yılda hızlı trendle burayı yakaladık. Buna rağmen her yıl yurt dışından ortalama 130-160 ton arasında ithalat yapıyoruz. Üretimimizi inşallah artıracağız. Yurt dışından bazı ülkelerde altın madeni işletme ruhsatı aldık. Sudan'da 2 ruhsatımız var. Özbekistan'da 3 saha aldık. Özbekistan ve Sudan'da yıllık altın üretimi 90-100 ton. Yani bizden fazlalar. O ülkenin milli mevzuatına uymak şartıyla bu sahaları aldık. Biz bu işi artık biliyoruz, bu kabiliyette firmalarımız var. Bu açığımızı süratle kapatmak arzusundayız. Üretimimiz 1,9 milyar dolar, üretmeseydik bu kadar altını kullanacaksak ithal edecektik, bu da cari açık demek." Dönmez, bor karbür üretim tesisinin temelinin de geçen yıl atıldığını anımsatarak, "Burayı 1,5-2 yıl içinde hizmete alacağız. Bu da özellikle savunma sanayimiz açısından son derece önemli. Zırh yapımında top, tank gibi askeri araçların zırhlanmasında kullanılan bu ürünü ithal ediyorduk. Borun ham maddesi bizde ama işleyip kullanamadığımız için ithal ediyorduk. Uç ürünlere dönüştürecek bir tesisin de temelini atmış olduk." dedi. "2030'da Türkiye'de 1 milyonun üzerinde elektrikli otomobil olacağını öngörüyoruz" Bugüne kadar klasik içten yanmalı motorların enerji ihtiyacının petrolden karşılandığını ama artık elektrikli otomobillerin yaygınlaştığını söyleyen Dönmez, Türkiye'nin de yerli elektrikli otomobilinin 2022-2023'te yollarda olmaya başlayacağını ifade etti.  Dönmez, hem elektrikli araç kullanımı hem de elektrikli şarj istasyonlarına ilişkin planlamaların yapıldığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yapılan planlamalarda Türkiye'de 2030 yıllarında 1 milyonun üzerinde elektrikli otomobil olacağını öngörüyoruz. Buna göre de şebekede hazırlıklarını planladık. Türkiye'nin Otomobili Girişim Grubu (TOGG) yönetimi bize planlarını aktardı ve bizim arkadaşlarla birlikte çalışıyorlar. Burada yavaş şarj dediğimiz istasyonlarda şebekeye çok büyük bir etki olmasını beklemiyoruz ama hızlı şarj istasyonlarının lokasyonu asıl konu. Bu istasyonlarla arabanının hızı ve kapasitesine göre 15-20 dakikada hızlı şarj etme imkanı olacak. Burada da şebekeyi saatlik olarak 50-100 kilovat yüklemeniz gerekiyor. Bu kapasiteler üretim tarafında arz güvenliği için problem değil. Problem, şarj istasyonu kurulmak istenen noktadaki şebekenin altyapısında olabilir ki bu da bir planlama gerektiriyor. İnşallah bizim hedefimiz bu tarihe kadar 1 milyon adet şarjı yavaş, orta ve hızlı olmak üzere dağıtım şebekesine etkilerini değerlendirdikten sonra bir planlamayla yapmayı arzu ediyoruz. TOGG sadece büyük şehirlerden değil Anadolu ve kırsaldan da fazla talep aldığı için, şarj istasyonlarının en ücra beldelere kadar olmasında fayda var. Bu anlamda yaygınlık, bu araçların kullanımını da kolaylaştıracak. Evde şarj olabilir ama uzun süreli olacağı için pek cazip olmaz."  Akaryakıt istasyonlarının da elektrikli şarj istasyonu kurmak için hazır olduğunu dile getiren Dönmez, "Biz istasyonlara bunlar için izin verdik. Hatta bazı ilçelerde akaryakıt istasyonlarının şarj istasyonu bulundurmasını belki de zorunlu tutacağız. Serbest girişimci gelip, 'şarj istasyonu kuracağım' demediyse o bölgede, biz de akaryakıt istasyonlarına bunu kamu hizmeti olarak görmelerini söyleyeceğiz ama bu hizmetin tabii bir karşılığı olacak. Bir kar merkezi olarak da değerlendirilebilir. Bunun dışında alışveriş merkezlerinde, dinlenme tesislerinde araçlar şarj edilebilecek." diye konuştu.  Dönmez, şarj istasyonlarının bir standardı olması gerektiğine de işaret ederek, şarj istasyonlarına araç plakalarının tanımlı olabileceğini ve Türkiye'nin herhangi bir yerinde bu hizmet alındığında faturanın düzenli olarak plakaya bağlı bir hesaba gönderileceği sistemlerin hayata geçirilebileceğini anlattı.  Çatılar için 2 binin üzerinde başvuru  Türkiye'nin yenilenebilir enerjideki adımlarının da devam ettiğini vurgulayan Dönmez, mini güneş Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) projesi için yaklaşık 40 ilde kapasiteleri 10 ila 50 megavat arasında değişen ihaleler açılacağını anımsattı.  Dönmez, mini güneş YEKA için bir kanun değişikliği planlandığını ve konunun Meclis'te görüşülmesinin ardından şubatta ihale ilanlarının açıklanabileceğini, nisan-mayıs aylarında da bu ihalelerin gerçekleştirilebileceğini ifade etti.  Güneş enerjisi çatı uygulamalarında ise 4-5 bin megavat seviyesinde güneş enerjisi potansiyeli bulunduğunu dile getiren Dönmez, "Çatı güneş uygulamaları için yaklaşık 900 sanayi tesisinden kapasitesi 800 megavatı bulan başvuru aldık. Konutlarda ise çatı uygulamaları için 10 kilovat sınırı var. Konutlardan da kapasitesi 10 megavatı bulan 1200-1300 civarında başvuru aldık. Artık bu uygulamalarda aylık mahsuplaşma var. İhtiyacınız olmadığında elektriği biz satın almış oluyoruz. Bu süreci son derece pratik çalışır bir hale getirdik." diye konuştu. "YEKDEM devam edecek" Dönmez, 2020'nin sonuna kadar işletmeye girecek tüm yenilenebilir enerji tesislerinin Yenilenebilir Enerji Kaynaklarını Destekleme Mekanizması'ndan (YEKDEM) yararlanacağını hatırlattı.  YEKDEM'in 2021'den sonra nasıl devam edeceğine ilişkin çalışmaların sürdüğünü belirten Dönmez, şunları kaydetti: "Burada 10 yıllık bir alım garantisi veriyoruz. Hem yatırımcının hakkını koruyacak hem de sisteme ilave maliyet getirmeyecek bir model üzerinde çalışıyoruz. Hazırlıklarımız büyük oranda tamamlandı. Meclis grubumuzla paylaşacağız. Onların da bizden böyle bir beklentisi var. Cumhurbaşkanlığı koordinasyonunda ilgili kamu kurumlarının görüşleri alınacak. Meclis'te de en kısa sürede yasalaşmak suretiyle 2020’den sonra nasıl olacağını hep birlikte göreceğiz. YEKDEM yine devam edecek ama aynı şartlarda olmayacak çünkü teknoloji gelişti, verimlilik arttı ve maliyetler düştü. Dolayısıyla eski fiyatlarla ilerlemenin bir anlamı yok. Eski fiyatlar sembolik de kalıyor çünkü bir yere birden fazla başvuru olduğunda ihale yapıyoruz ve fiyatlar kilovatsaat başına 5 dolar/cent ve altına iniyor. Yani yatırımcı fiyatı kendisi belirlemiş oluyor. Piyasada bir tavan fiyat vardı, biz şimdi kaynak bazında bu fiyatı güncellemiş olacağız. Yine YEKDEM'e 2020’den sonra da devam edeceğiz. Belki burada yerli aksamın kullanılması, yerli ürünlerin kullanılmasının desteklenmesi kalabilir gibi görünüyor. Bunların hepsini değerlendiriyoruz."  Dönmez, Türkiye'nin yenilenebilir enerjide önemli bir teknoloji üssü haline geldiğine dikkati çekerek, YEKA’larla birlikte daha önce yurt dışından ithal edilen birçok ürünün en az yüzde 50’sinin Türkiye’de üretilme imkanı olduğunu ve bu ürünlerin ihraç edilebildiğini sözlerine ekledi.  "Doğu Akdeniz'deki denklem bozuldu" Deniz yetki alanlarına ilişkin, uluslararası deniz hukukunda iki türlü işlem yapılabildiğini dile getiren Dönmez, kıyıdaş ülkelerle bir araya gelip mutabakat yapılarak denizdeki yetki alanlarını sınırlandırmanın mümkün olduğunu söyledi. Dönmez, böyle bir anlaşma olmadığı zaman ülkelerin kendi kıta sahanlığını ilan edebildiğine dikkati çekerek şöyle konuştu: "Her iki işlem de BM'de sonlanıyor. Oraya gidip başvuruyorsunuz. Daha önce Doğu Akdeniz'de kıta sahanlığımızı ilan ettiğimiz ve geçmiş yıllarda BM'ye gönderdiğimiz bölgelerimiz vardı. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni (KKTC) de sayarsak bu iki oluyor. KKTC ile adanın kuzeyindeki bölgelere ilişkin böyle bir mutabakatımız var. Libya ile bu ikinci anlaşmayla özellikle Doğu Akdeniz'de petrol ve doğal gaz kaynaklarının paylaşımı konusunda oynanan denklemi bozmuş olduk. Hem bizi hem Libya'yı bir anlamda oyunun dışında tutmaya çalışıyorlardı. Biz, 'Hayır burada haklarımız var sonuna kadar gözeteceğiz. Bu oyunda biz de varız.' dedik." Türkiye'nin ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin ruhsat kestiği alanlar olduğuna dikkati çeken Dönmez, bazı alanlarda çakışmalar olduğunu ancak Türkiye'nin kendi ruhsat kestiği alanlarda bugüne kadar arama ve sondaj faaliyetlerini kesintisiz yaptığını anlattı. Dönmez, Rum yönetiminin ruhsat verdiği ve keşifle sonuçlanan birkaç alanı olduğunu belirterek, "Onlar Rum yönetiminin 2003'lerde 2005'lerde Mısır ile yaptığı deniz yetki alanı paylaşımından kaynaklı, bizim ruhsat sahalarımızın güneyinde yer alan sahalardı. Orada fiilen bizim sahalarımızda arama yapmıyorlar şu anda ama hak iddia ediyorlar. KKTC adanın asli unsurlarından. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, adanın doğal kaynaklarını KKTC'deki soydaşlarımızla hakça, adilane şekilde paylaşmalı." dedi.  Libya'da süratle ruhsatlandırma yapılacak Libya ile imzalanan anlaşmaya ilişkin BM'de bir tescil ilan süreci olduğunu vurgulayan Dönmez, "O tamamlanır tamamlanmaz biz de bu bölgedeki sahaları süratle ruhsatlandıracağız. Bizde de petrol kanunundan gelen prosedür var. O kapsamda uluslararası aktörler ve bu alanda faaliyet gösterenler eğer Türkiye ile Türkiye Petrolleri ile iş birliği yapmak isterse bunlar da oturulur konuşulur. Sayın Cumhurbaşkanımızın altını çizdiği bir husus var. Biz Doğu Akdeniz'de Rum yönetimi hariç, ki onun muhatabı KKTC'dir, diğer tüm ülkelerle diyalog kurarız. Hakkaniyete uygun şekilde bu paylaşımı yaparız." diye konuştu. Bakan Dönmez, Doğu Akdeniz'de kıyı uzunluğu en büyük ülkenin Türkiye olduğuna dikkati çekerek, bazı adaları ortaya koymak suretiyle bunu daraltmanın bir anlamı olmadığını söyledi. Karadaki petrol ve doğal gaz aramalarında geçen yıl geleneksel kazılara ek olarak hidrolik çatlatma yönteminin uygulanmaya başladığına değinen Dönmez, "İlk neticeyi Diyarbakır'da aldık. Bu yıl da devam etmeyi planlıyoruz. Kayaçların arasına sıkışmış olan petrolü daha rahat sağabiliyoruz. Geçtiğimiz yıl çatlatma yöntemiyle ürün almaya başladık. Klasik yöntemlere nazaran 3 ile 5 kat daha fazla ürün alma imkanımız var." ifadelerini kullandı. Kaynak: https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/bakan-donmez-2030da-turkiyede-1-milyonun-uzerinde-elektrikli-otomobil-olacagini-ongoruyoruz/1704125
Devamını Oku
Standard Post with Image

Sanayide yerlileşme hamlesine yoğun ilgi

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Varank, "Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı'nın makine sektöründeki pilot çağrısına yoğun başvuru aldık. Ön değerlendirme sürecini geçen 153 proje başvurusu bulunuyor." dedi. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, AA muhabirine, Milli Teknoloji Hamlesi vizyonuyla, katma değeri yüksek ürünlerin yerlileşmesi için geçen yıl başlatılan Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı'na ilişkin değerlendirmede bulundu.  Sanayi üretiminde ve ihracatta katma değerin artırılmasının temel öncelikleri olduğunu vurgulayan Varank, bunun için hem ileri teknolojili ürünlere yönelik Ar-Ge faaliyetlerinin hem de bu ürünlere ilişkin yatırımların artırılmasını hedeflediklerini söyledi. Nihai fizibilite için son tarih 19 Ocak Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı'nın bu yönde atılan bir adım olduğunu anımsatan Varank, "Programla odak sektörlerde yüksek dış ticaret açığı verdiğimiz ürünlerin yerlileştirilmesini hedefliyoruz. Bu amaçla Ar-Ge ve yatırım desteklerini Tek Pencere Sistemi ve uçtan uca bir yaklaşımla yönetiyoruz." diye konuştu. Varank, program kapsamında ilk çağrıya makine sektöründe çıktıklarını ve ön başvuru sürecinin tamamlandığını dile getirerek, şunları kaydetti: "Teknoloji Odaklı Sanayi Hamlesi Programı'nın pilot çağrısına yoğun başvuru aldık. Ön değerlendirme sürecini geçen 153 proje başvurusu bulunuyor. Bu projelerin toplam bütçesi 5,3 milyar lira büyüklüğünde. Projelerin büyük kısmı Ar-Ge'ye dayalı nitelikli makine ve tezgah geliştirmeyi içeriyor. Bu aşamada, yatırım başvurularının, programın temel kriterlerini sağlayıp sağlamadığını değerlendiriyoruz. Temel kriterleri sağlayan firmalar, detaylı fizibilitelerini hazırlamaya ve Ar-Ge süreci dahil nihai destek başvurularını yapmaya devam ediyor. Bu projelerin nihai fizibilitelerini sunmaları için son tarih 19 Ocak." Yılın ilk yarısında yeni çağrıya çıkılacak Bundan sonraki süreçte detaylı bir değerlendirmenin olacağını anlatan Varank, katma değeri yüksek projeleri tespit etmek için bağımsız danışmanlık raporu, TÜBİTAK teknik değerlendirmesi ve bakanlık incelemesi gibi adımları içeren bütüncül bir değerlendirme sürecinin olacağını bildirdi. Varank, bu sürecin tamamlanmasının ardından nisan sonunda sonuçları paylaşmayı planladıklarını ifade etti. Makine sektörüne yönelik çağrının bir pilot uygulama olduğunu hatırlatan Varank, "Yeni çağrılarımıza yılın ilk yarısından itibaren çıkmayı planlıyoruz. Program kapsamında diğer odak sektörlerimiz olan kimya, ilaç, tıbbi cihaz, elektrikli teçhizat, otomotiv, elektronik, raylı sistem araçları gibi alanlarda da çağrılara çıkarak programı genişleteceğiz." dedi. Kaynak: https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/sanayide-yerlilesme-hamlesine-yogun-ilgi/1704324
Devamını Oku
Standard Post with Image

TBMM'de uluslararası anlaşmalara ilişkin 5 kanun teklifi kabul edildi

TBMM Genel Kurulunda, uluslararası anlaşmaların uygun bulunmasına ilişkin 5 kanun teklifi kabul edildi. TBMM Genel Kurulunda, uluslararası anlaşmaların uygun bulunmasına ilişkin 5 kanun teklifi kabul edildi. Müzakerelerin ardından kabul edilen kanun teklifleri şöyle: - Türkiye ile Gana Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi - Türkiye ile Zambiya Arasında Yatırımların Karşılıklı Teşviki ve Korunmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi - Türkiye ile Fildişi Sahili Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması ve Eki Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi - Türkiye ile Çad Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi - Türkiye ile Somali Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi. FETÖ tartışması Teklifler üzerindeki görüşmelerde söz alan CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, bugün bir gazetenin, "FETÖ CHP'nin eseri" manşetiyle çıktığını belirterek, "Bu manşetleri nereden örnek alıyorlar? Siyasette attıkları her adımda örnek aldıkları gibi Hitler'in propaganda bakanı Goebbels'ten alıyorlar. Goebbels'in taktiği ne? 'Bir yalan ne kadar büyükse ve ne kadar çok tekrarlanırsa inanan çıkar.' diyor. Aslında havuz medyası ve haram medyası uzunca bir süreden beri bu işi yapıyor." dedi. Ağbaba, CHP Grubu'nda, Pensilvanya'ya giderek başına türban bağlayan, fotoğraf çektiren bir kadın milletvekili bulunmadığını belirterek, "Sizde var." ifadesini kullandı. AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, "Ağbaba'nın kullandığı dilin iyi bir dil olmadığı" değerlendirmesinde bulunarak, "Kendi istemediği haberi yapınca hemen 'havuz medyası', 'haram medyası' tarzı ithamların çok yanlış olduğu kanaatindeyim." dedi. Turan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu FETÖ denilen lanet örgüt 50 yıldan beri var. Bu, AK Parti'nin döneminde çıkmış olan bir örgüt değil. Bakınız ısrarla bazı AK Parti'li vekillerin Pensilvanya'ya gittiğini iddia etti. Sizin bir vekiliniz, kendi grup başkanvekilinizin fotoğrafını koyarak, 'Bu adamın ne işi var orada.' demedi mi? Bir başka CHP'li vekil, 'Bizim partimiz FETÖ'ye alet oldu, onun altında kaldı.' deyip de ihraç konusu olmadı mı? Bu dil, FETÖ'yü bulma dili değil, FETÖ'yü aklama dilidir." Bunun üzerine Ağbaba, "FETÖ konusunda bize en son laf söyleyecek grup sizsiniz. Bunu bizimle hiç tartışmayın, çıkın milletten özür dileyin ve bu işi çözün. Bunların hepsi sizin eseriniz. Bundan utanıyor musunuz veya pişman mısınız? Değilsiniz. Halen cemaatlerle ilişki kuruyorsunuz, halen cemaatlerin, şıhların önünde diz çöküyorsunuz." diye konuştu. "Kasetli bir örgüt bu" AK Parti Grup Başkanvekili Turan ise kendileri FETÖ'yle mücadele ederken CHP'yi yanlarında hiç görmediklerini belirterek, "MİT krizinde, dershanelerin kapatılmasında, Bank Asya'da, diğer meselelerde, hiçbirinde yanımızda olmadınız. Allah'tan Erdoğan var, Allah'tan AK Parti Grubu var ki bu adamlarla mücadele ettik biz." ifadelerini kullandı. FETÖ'nün en önemli özelliğinin, "kasetle operasyon yapması" olduğunu dile getiren Turan, şöyle konuştu: "Kasetli bir örgüt bu. Dönün geriye, AK Parti'den önceye veya şimdiye, bu örgüt elindeki en büyük argüman olan kasetle bir operasyon yaptı. AK Parti'nin güya ses kayıtlarını, tapelerini Meclis'te kim hukuksuz, yargı kararı olmaksızın yargılamışsa o örgütün gölgesini orada arayın. Aynı şekilde o örgüt MHP'ye yaptı kasetle. Yıllarca uğraştılar ama başaramadılar fakat o örgüt kasetle bir genel başkan operasyonu yaptı. O örgüt kasetle hangi partinin genel başkanını değiştirmişse FETÖ'nün gölgesini, ilişkisini orada arayın. İtham etmek kolay, mücadele etmek zordur. FETÖ ile en iddialı haliyle mücadelemize, size rağmen devam edeceğiz." "Araştırma komisyonu kurulsun" önerisi İYİ Parti Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, FETÖ'nün siyasi ve ekonomik ayağı ile bağlantılarının araştırılması için 3 önerge verdiklerini hatırlatarak, "Bunu kısır tartışmalara dönüştürmek yerine FETÖ araştırma komisyonu kuralım." dedi. Konunun önce kurulacak komisyonda sonra da Genel Kurulda tartışılmasını talep eden Dervişoğlu, "Kimse de bundan kaçmasın çünkü bu tartışma ilanihaye devam ettikçe TBMM'nin itibarı zedeleniyor. Ben bu Meclis'te ne bir teröristin ne de bir FETÖ'cünün bulunduğuna inanmak istiyorum." ifadelerini kullandı. Tekliflerin kabul edilip yasalaşmasının ardından TBMM Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç, birleşimi saat 14.00'te toplanmak üzere kapattı. Kaynak: https://www.aa.com.tr/tr/politika/tbmmde-uluslararasi-anlasmalara-iliskin-5-kanun-teklifi-kabul-edildi/1702605
Devamını Oku