Lasiad

Laleli’den Dünyaya: Ticaret, Vicdan ve Barış Çağrısı

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” sözü, yalnızca bireyler için değil, toplumlar ve devletler için de güçlü bir rehberdir. Bugün küresel ölçekte yaşanan krizlerin temelinde çoğu zaman samimiyet eksikliği, güven kaybı ve şeffaflıktan uzak politikalar yatmaktadır. Oysa ticaret de, siyaset de, insan ilişkileri de güven üzerine inşa edilir. Güvenin olmadığı yerde sürdürülebilirlikten, istikrardan ve refahtan söz etmek mümkün değildir. Laleli, yalnızca Laleli’nin değil, Türkiye’nin dünyaya açılan en önemli ticaret merkezlerinden biridir. Başta BDT ülkeleri olmak üzere Afrika, Uzak Asya ve Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyaya moda ve hazır giyim ürünleri sunan Laleli, yıllardır girişimciliğin, cesaretin ve ticari zekânın merkezi olmuştur. Suriçi’nin en nadide bölgelerinden biri olan bölgemiz, tüm zorluklara rağmen ayakta kalmayı başarmış; krizleri fırsata çevirme refleksiyle her dönem kendini yeniden inşa etmiştir. Bugün de aynı kararlılıkla yoluna devam etmektedir.

Ancak içinde bulunduğumuz dönem, sadece ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik açıdan da son derece hassastır. İran’a yönelik ABD ve İsrail saldırıları, zaten kırılgan olan dengeleri daha da tehlikeli bir noktaya taşımıştır. Bizler hiçbir şekilde savaşı, ölümü ve yıkımı tasvip etmiyoruz; bu saldırıların derhal durmasını istiyoruz. Zira çevremiz artık bir ateş çemberine dönüşmüş durumdadır. Devam eden Rusya-Ukrayna Savaşı sadece iki ülkeyi değil, tüm dünyayı etkileyen bir krize dönüşmüştür. Buna yeni gerilimlerin eklenmesi, küresel ekonomi ve insanlık adına ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Orta Doğu’da uçuşların durması, lojistik hatların aksaması ve artan petrol fiyatları; ticaret yapan bizler için doğrudan maliyet artışı, daralan pazarlar ve zayıflayan talep anlamına gelmektedir. Bu durum yalnızca Laleli esnafını değil, küresel ticaret zincirinin tamamını etkilemektedir. Artan enerji maliyetleri üretimi zorlaştırırken, tüketici tarafında da harcamaların ertelenmesine neden olmaktadır. Bu nedenle bölgemizde ve dünyada barış, sadece insani bir gereklilik değil, aynı zamanda ekonomik bir zorunluluktur.

Tam da bu noktada İmam Gazâlî’nin “Kalp bozulursa, beden de bozulur” sözü bizlere önemli bir hakikati hatırlatır. Eğer küresel düzenin kalbi olan adalet, vicdan ve hakkaniyet zedelenirse; bunun etkisi tüm sistemde hissedilir. Bugün yaşadığımız krizler, aslında bu temel değerlerin ihmal edilmesinin bir sonucudur. Dünyanın yeniden dengeye kavuşabilmesi için önce bu değerlerin yeniden tesis edilmesi gerekmektedir. Tarih boyunca dile getirilen “Eğer barış istiyorsan savaşa hazır ol” sözü, caydırıcılığın önemini ortaya koysa da bizler artık savaşların değil, kalıcı barışın konuşulduğu bir dünya istiyoruz. Rusya-Ukrayna savaşı artık sona ermeli, İsrail Orta Doğu’yu yangın yerine çeviren saldırgan tutumundan vazgeçmeli ve ABD bu kontrolsüz sürece “dur” diyebilmelidir. Bu, sadece bölge için değil, küresel sistemin sürdürülebilirliği açısından da hayati öneme sahiptir. Aksi takdirde kuralsızlığın normalleştiği, gücün hukukun önüne geçtiği bir dünya düzeni kaçınılmaz hale gelecektir.

Tüm bu gelişmeler Türkiye’nin sahip olduğu istikrarın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Güçlü olmak, sadece ekonomik değil; siyasi, sosyal ve stratejik anlamda da sağlam durabilmek demektir. Türkiye bugün bir barış havzası, bir denge unsuru ve küresel istikrarın anahtar ülkelerinden biridir. Bizler gücün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu bir dünya arzuluyoruz. Bu anlayış yalnızca bir temenni değil, aynı zamanda gelecek nesillere bırakılması gereken bir mirastır. Farabi’nin ifade ettiği gibi erdemli bir toplum; adaletin, aklın ve iş birliğinin hâkim olduğu bir yapıdır. Bugün dünyanın ihtiyacı olan da tam olarak budur. Daha fazla çatışma değil daha fazla diyalog, daha fazla ayrışma değil daha fazla kardeşlik, daha fazla güç mücadelesi değil daha fazla ortak akıl.

İranlı kardeşlerimizin en kısa sürede sulh ve refaha kavuşmasını temenni ediyoruz. Laleli olarak tüm bu zorluklara rağmen ayakta kalmaya, üretmeye ve dünyaya açılmaya devam ediyoruz. Gelecekten umutluyuz, Türkiye’nin yarınlarına inanıyoruz. 2026 yılının ikinci yarısında hem ekonomik anlamda bir toparlanma hem de dünyada barışın güçlendiği bir dönem görmeyi temenni ediyoruz. Bu vesileyle yaklaşan Ramazan bayramınızı en içten dileklerimizle kutlar; sizlere, ailelerinize ve tüm İslam âlemine sağlık, huzur ve bereket getirmesini dileriz.

Giyasettin Eyyüpkoca