Lasiad

Stratejilerimizi Belirlerken

Dünya ekonomisinin son yıllarda karşı karşıya kaldığı sınamalar, artık geçici dalgalanmalar olmaktan çıkmış ve kalıcı bir dönüşüm sürecine evrilmiştir. Küresel ticaret yollarının yeniden şekillendiği, üretim merkezlerinin yer değiştirdiği, teknolojik dönüşümün hızlandığı ve jeopolitik risklerin arttığı bir dönemde yaşıyoruz. Böylesine kritik bir süreçte iş dünyasının en fazla ihtiyaç duyduğu unsur ise öngörülebilirliktir. Çünkü ticaret güven ister, yatırım istikrar ister, üretim ise geleceği görebilmeyi gerektirir. Ancak ne yazık ki bugün dünyanın birçok bölgesinde yaşanan çatışmalar ve siyasi gerilimler, küresel ekonominin önündeki en büyük engellerden biri olmaya devam etmektedir. Peter Drucker’ın ifade ettiği gibi, “Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu onu inşa etmektir.” Bizler de geleceği bekleyen değil, onu şekillendiren bir anlayışla hareket etmek zorundayız.

Ülkemiz açısından baktığımızda ise üretim ve ihracatın desteklenmesi her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır. Sanayicimiz artan enerji maliyetleri, finansmana erişim zorlukları ve yükselen üretim giderleriyle mücadele etmektedir. Özellikle yüksek faiz ortamı, yatırım kararlarını ertelemekte ve işletmelerin büyüme iştahını azaltmaktadır. Diğer taraftan döviz kurunun üretim maliyetlerindeki artışa paralel hareket etmemesi, ihracatçının rekabet gücünü olumsuz etkilemektedir. Bugün birçok sektör, küresel pazarlarda yalnızca ürün kalitesiyle değil, maliyet baskısıyla da mücadele etmektedir. Oysa Türkiye; genç nüfusu, üretim kültürü, girişimci ruhu ve stratejik konumuyla dünyanın önemli üretim merkezlerinden biri olabilecek potansiyele sahiptir. Bunun için üretimi önceleyen, yatırımcının önünü açan ve ihracatı destekleyen politikaların kararlılıkla sürdürülmesi gerekmektedir.

Diğer yandan dünya artık yalnızca ekonomik rekabetten ibaret değildir. İnsan kaynağı, teknoloji ve eğitim ülkelerin gerçek gücünü belirleyen temel unsurlar haline gelmiştir. Bu nedenle yeni nesli sadece diploma sahibi bireyler olarak değil, üreten, sorgulayan, problem çözen ve değer oluşturan bireyler olarak yetiştirmeliyiz. Eğitim ile üretim arasındaki mesafeyi azaltmalı, gençlerimizi daha erken yaşlarda iş hayatıyla tanıştırmalıyız. Sanayi, ticaret, turizm ve hizmet sektörleriyle eğitim kurumları arasında daha güçlü köprüler kurulmalıdır. Bugün iş dünyasının en büyük ihtiyaçlarından biri nitelikli insan kaynağıdır. Bu ihtiyacı karşılayamazsak, makine yatırımları ve finansman imkanları tek başına yeterli olmayacaktır. Bu noktada Henry Ford’un şu sözü oldukça anlamlıdır: “Bir araya gelmek başlangıçtır, birlikte kalabilmek ilerlemedir, birlikte çalışabilmek ise başarıdır.” Kamu, özel sektör, eğitim kurumları ve sivil toplum kuruluşları ortak hedefler doğrultusunda hareket etmelidir.

Laleli iş dünyası olarak bizler de değişen dünyanın dinamiklerini yakından takip etmek zorundayız. Küresel rekabetin her geçen gün arttığı bir dönemde yalnızca mevcut başarılarımızla yetinmemiz mümkün değildir. Dijitalleşmeye yatırım yapmalı, sürdürülebilirlik anlayışını iş modellerimizin merkezine yerleştirmeli, markalaşma ve katma değerli üretim konularında daha güçlü adımlar atmalıyız. Özellikle ihracat pazarlarında fiyat rekabetinin ötesine geçerek kalite, tasarım, hız ve güvenilirlik unsurlarıyla öne çıkmak zorundayız. Dünya artık daha hızlı değişiyor ve bu değişime uyum sağlayabilenler kazanıyor.

Yılın ikinci yarısına girerken temennimiz; dünyada gerilimlerin azalması, ekonomik istikrarın güçlenmesi ve üretimin yeniden ön plana çıkmasıdır. Barışın hâkim olduğu, ticaretin büyüdüğü ve refahın arttığı bir dünya hepimizin ortak çıkarınadır. Çünkü biliyoruz ki güçlü ekonomiler güçlü üretimden, güçlü üretim ise vizyon sahibi insanlardan doğar. Confucius’un dediği gibi, “Başarı, hazırlığın fırsatla buluştuğu noktada ortaya çıkar.” Bizler de geleceğin fırsatlarına bugünden hazırlanmalı, üretmeye, çalışmaya ve ülkemiz için değer oluşturmaya devam etmeliyiz.

Saygılarımla,

Giyasettin Eyyüpkoca