Tarih boyunca ticaretin en önemli özelliği, güven ve istikrar ortamında gelişmesidir. Savaşların, belirsizliklerin ve ekonomik dalgalanmaların yaşandığı dönemlerde ise ilk etkilenen alanlardan biri her zaman ticaret olmuştur. Laleli, onlarca yıldır farklı kültürleri, farklı milletleri ve farklı coğrafyaları aynı çatı altında buluşturan, ticaret yoluyla dostluklar kuran önemli bir merkezdir. Bu nedenle bölgemizin geleceği, yalnızca ekonomik göstergelere değil, aynı zamanda dünyanın içinde bulunduğu barış ve istikrar ortamına da doğrudan bağlıdır.
Konfüçyüs’ün şu sözü bugün belki de her zamankinden daha anlamlıdır: “Barışı arayan, geleceğini inşa eder.” Son dönemde Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler ve İran ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki gerilimin sona ermesi, bölgesel istikrar adına önemli bir gelişme olmuştur. Enerji piyasalarının dengelenmesi, lojistik hatlarının güvenliğinin artması ve küresel piyasalardaki belirsizliğin azalması yalnızca bölge ülkeleri için değil, ihracata dayalı ekonomiler için de son derece değerlidir. Ekonomi, öngörülebilirliği sever. Belirsizlik azaldıkça yatırım artar, yatırım arttıkça üretim güçlenir, üretim güçlendikçe ticaret büyür.
Bununla birlikte, Rusya-Ukrayna savaşı artık beşinci yılına doğru giderken yalnızca cephelerde değil, ekonomilerde de ağır izler bırakmaya başlamıştır. Üretim kayıpları, artan savunma harcamaları, bozulan tedarik zincirleri ve yükselen lojistik maliyetleri hem Rusya’yı hem de Ukrayna’yı önemli ölçüde yıpratmıştır. Bunun yansımaları ise Avrupa’dan Asya’ya kadar geniş bir coğrafyada hissedilmektedir. Rusya’nın uygulanan yaptırımlar nedeniyle ekonomik ve ticari ilişkilerini giderek daha fazla Çin’e yönlendirmesi, Avrupa Birliği ile birlikte Türkiye açısından da önemli sonuçlar doğurmaktadır. Ekonomi tarihine baktığımızda da aynı gerçeği görürüz. Nobel Ekonomi Ödüllü Paul Samuelson şöyle der: “Ekonomik refahın en güçlü temeli, güven ortamıdır.” Yıllarca Avrupa ile Rusya arasında doğal bir ticaret köprüsü görevi gören Türkiye, bu değişen dengelerden kaçınılmaz olarak etkilenmektedir. Ticaret hacmindeki daralma, finansal işlemlerde yaşanan zorluklar ve ödeme sistemlerindeki sorunlar, Laleli gibi dış ticaret merkezlerinde faaliyet gösteren firmalarımızın günlük işleyişini doğrudan etkilemektedir.
Bir başka Nobel ödüllü ekonomist Joseph E. Stiglitz ise şu önemli tespiti yapmaktadır: “Belirsizlik, yatırımın en büyük düşmanıdır.” Savaşın etkileri yalnızca ihracatta değil, turizm sektöründe de hissedilmeye başlamıştır. Rusya ve Ukrayna, uzun yıllardır ülkemizin en önemli turist kaynaklarından ikisi olmuştur. Gelir seviyelerindeki düşüş, seyahat alışkanlıklarının değişmesi ve ekonomik belirsizlikler turizm hareketlerini de etkilemektedir. Oysa turizm ile ticaret birbirini besleyen iki önemli sektördür. İstanbul’a gelen her yabancı misafir aynı zamanda alışveriş yapan, yeni iş bağlantıları kuran ve ülkemizin tanıtımına katkı sağlayan doğal bir elçidir. İşte tam da bu nedenle, savaşın bir an önce sona ermesi yalnızca taraf ülkeler için değil; Türkiye, Avrupa ve küresel ekonomi için de büyük önem taşımaktadır. Türkiye’nin bu süreçte üstlendiği yapıcı rol ise hepimiz adına gurur vericidir. Ülkemiz, savaşın başladığı ilk günden itibaren taraflardan birinin değil, barışın yanında yer almıştır. Diplomasi kanallarını açık tutmuş, diyalog zemininin korunması için yoğun çaba göstermiş ve uluslararası toplumun takdirini kazanan girişimlerde bulunmuştur.
Bugün artık İstanbul görüşmelerinin yeniden başlaması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü İstanbul yalnızca iki ülkenin temsilcilerini buluşturan bir şehir değil; aynı zamanda farklı medeniyetleri yüzyıllardır bir araya getiren küresel bir barış merkezidir. Türkiye, hem Rusya hem de Ukrayna ile güçlü ilişkilerini koruyabilen ender ülkelerden biridir. İki komşu ülkeyi yeniden aynı masa etrafında buluşturabilecek güvene, itibara ve diplomatik kapasiteye sahiptir. Gerçekten de güvenin olmadığı yerde yatırım olmaz, yatırımın olmadığı yerde üretim gelişmez, üretimin gelişmediği yerde ise ticaret sürdürülebilir büyüme sağlayamaz. Bugün iş dünyasının en çok ihtiyaç duyduğu şey tam da budur; öngörülebilirlik, istikrar ve güven.
Bizler Laleli’de faaliyet gösteren iş insanları olarak biliyoruz ki; ticaret yalnızca mal satmak değildir. Ticaret aynı zamanda güven üretmektir, dostluk kurmaktır, kültürleri birbirine yaklaştırmaktır. Laleli’nin onlarca yıllık başarısının temelinde de tam olarak bu anlayış yatmaktadır. Barışın yeniden hâkim olduğu bir coğrafyada Laleli’nin çok kısa sürede yeni bir büyüme ivmesi yakalayacağına yürekten inanıyorum. Bölgemizin güçlü üretim altyapısı, tecrübeli ihracatçıları, lojistik avantajı ve uluslararası itibarı, yeniden canlanacak ticaret ortamında çok daha büyük başarılara ulaşacaktır. Bugün hazırlık yapanlar, yarının kazananları olacaktır.
Çünkü tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Barışın kazananı çoktur, kaybedeni ise yoktur. Ay sonunda büyük bir gururla kutlayacağımız 30 Ağustos Zafer Bayramımız da bizlere aynı gerçeği hatırlatmaktadır. Büyük Taarruz’un zaferle sonuçlanmasıyla milletimiz yalnızca bağımsızlığını değil, geleceğini de kazanmıştır. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, silah arkadaşlarını, aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi rahmet, minnet ve şükranla anıyor; milletimizin 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum.
İnanıyorum ki birlik ve beraberlik içerisinde çalışmaya devam ettiğimiz sürece, hem Laleli hem de ülkemiz çok daha güçlü yarınlara ulaşacaktır.
Saygılarımla,
Giyasettin Eyyüpkoca